23 Haziran 2015 Salı

Çocukla Karadeniz Turu


Günler öncesinden Mira Şimal'i hazırlamıştım bu tatil için. Heidi'nin dağlarına gideceğiz kızım, evine gideceğiz, yemyeşil ormanlarda yürüyüp, yaylalarda yuvarlanacağız. Uçurtma uçurup, Karadeniz'in sularında yüzeceğiz belki de diye...

3 çocuk ve 12 yetişkin olarak çıktık yola.

Gün 1: Trabzon'a iniş, Maçka'da nehir kenarında kahvaltı... Sümela, Limni, Zehir Hüseyin ve Zigana Dağları...

Aslında fena başlamadı, Trabzon'dan Maçka'ya şarkılı türkülü yolculuk yaptık kiraladığımız araçlarla. Kahvaltı mekanı dağların içinde nehrin kenarında harikaydı... Çocukların iletişimi iyiydi.



Babalar devrede, algılar açık, yeni ortamın verdiği heyecanla hepimiz çok mutluyduk.



Yok yok, sonrasında da hep mutluyduk canım, korkutmayayım ilk satırlardan:)) Sadece biz bu tatil çook yorulduk:)

Kahvaltıda Emir Mira'ya papatya verdi. Sonra da itti, Mira yalandan ağlayarak papatyayı parçalayıp şu sözleri sarfetti: "Ama o beni biraccık itti, ben onun çiçiiini de istemiyorum işte" 

Klasik kız tribi çok tatlıydı. 

Mira ve Emir acayip tatlı bir ikili oldular kah gülüp, dans ettiler, kah itiştiler ama neticede tek sorunumuz paylaşamamak. Mira hiçbir şeyini paylaşmak istemiyor ama Emir'in her şeyinde gözü var. Emirse 1 yaş daha büyük olmanın verdiği olgunlukla paylaşım konusunda daha duyarlı ama çocukların ruh hali değişken, bir şeyin üzerine ne kadar gidilirse o kadar kıymete biniyor. Bu yaş grubunun ne yazık ki en büyük sancısı bu. 

Neyse tura devam... Sıcak havadan gelip bir anda dağ havasıyla şaşıran bizler, Sümela Manastırı'na doğru yağmur eşliğinde gittik.

Mira arabada uyudu, manastıra çıkmak için uzun trekking yolunu tercih etmeyenler için minibüsler koymuşlar, bizim araçtan minibüse zor sığdırdığımız bebek arabasıyla Meryem Ana ( Sümela) Manastırı'na çıktık ama ordan ileri gidemedik. Uyumayan Emir'le yola devam eden ve 300 m. aşağıdaki gibi bir yoldan, yağmurda yürüyen Yasemin ise pişman olsa bile kahramanlığıyla gururlu :) Şahsen ben yapamazdım, canım arkadaşımı buradan bir kez daha kutluyorum. 

Sözün özü bebek arabalı gitmenin mümkün olmadığı bir yolu var manastırın. Yürüyen bir çocuğunuz varsa ve hava güzelse dikkatlice gidilebilir. 



Arabada kabak çiçeği gibi açılan çiftimiz dışarıda lahana dolması oldular...



4 gün 4 şehir konseptiyle çıktığımız yolda günde ortalama 350 km yaptığımız düşünülürse çocukları arabada oyalamak pek kolay olmadı. Emir için çaldığımız Dembaba'yı, Mira için çaldığımız Bangır Bangır'ı kaç defa dinlediğimizi, normalde sakındığımız youtube'u, azıcık tepemizden inmeleri için, internet çeken nadir yerlerde çocukların eline nasıl tutturduğumuzu bilmiyorum. :))


Gün biterken inanılmaz zorlu bir yoldan Limni Gölü'ne indik, göl çok etkileyici ama o daracık uçurum kenarı yola değer miydi hala kafamda deli sorular:) Bir doğru dürüst aile fotoğrafımız yok derken Mira balık gibi yine balık gibi elimizden kaçıyor görüldüğü üzre.

Akşam yemeğini Gümüşhane'de Zehir Hüseyin'de yedik, çok meşhurmuş, devlet adamlarını, ünlüleri ağırlıyorlar, lezzet şahane, servis 10 numara. Haziran ortasında dağda kar varken, Zehir Hüseyin'de gümbür gümbür sobalar yanıyor. Koşuşturmaktan yorulmayan çocuklara aman dikkat derken, birimiz restoranın bi ucunda birimiz soba başında nöbet tutarak yemeklerimizi yedik çok şükür.


İlk geceyi Zigana dağlarının içinde bungalow evlerde geçirdik. Çocuklar için 3.yatağımız vardı ama dağ havası epey serin oluyor. Yaz ortasında bile gidilse mutlaka uzun kollu pijama takımı alınmalı. Otellerde çocuk terliği, yastığı, bornozu olmadığı unutulmamalı. Ben hepsini taşıdım. Pişman değilim :)

Böyle yerler için süt, mama vs. tedariğiniz de tam olmalı, zira en yakın market 30 km. ilerde olabiliyor. Ama otelde bir top havuzu düşünmüşler, tebrikler, biz kahvaltı ederken epey oyalandılar.



Gün 2: Rize'ye yolculuk, Ayder Yaylası ve yurdumun güzel toprakları... Çayeli fasülyesi, Fırtına Vadisi ve Plato'da Mola!

Doğu Karadeniz'de yeşilini en çok sevdiğimiz yer Rize oldu, çayla dolu bereketli toprakları, kenti bölen çılgın Fırtına deresi ve berekete bereket katan yağmurlarıyla, oksijeniyle bu yemyeşil şehre vurulmamak elde değil.


Rize Lale Lokantası'nda çayeli fasülyemizi yedik, çocuklar restoranın oyun parkında eğlendiler hatta çıkmak istemediler uzunca bir süre.

Bu arada Mira bezi bıraktığı için bizi yollarda epey zorladı.  Her yere yapamadığı için hanımefendiciğim, kol çantamla birlikte klozet adaptörümüz her an bizimleydi.

Neyse Ayder'e çıktığımızda hava fena değildi, tepesinde oturup mis gibi Rize çayı içtik, meşhur mısır unlu irmik tatlısını denedik. Manzara şahane ama çocukları zaptetmek çok mümkün olmadı. Uzun süren araba yolculuğundan sonra koşup oynamak isteyen çocuklara durun, gitmeyin, zıplamayın demek haksızlık oldu tabii ama hava öyle bozdu ki, yaylalarda şöyle keyifle salamadık yavrucukları.

Gece Rize, Ortan köyünde orijinal bir Karadeniz evinde konakladık. İsmi Plato'da Mola. Genellikle gruplara kiralanan, 6-7 odalı bir ev. Zorlu ve dar bir patikadan geçerek ulaşılıyor eve. Eşyalar teleferik ile derenin karşısından çekiliyor. Yağışlı havada kaygan ve iki kişinin zor geçebildiği yoldan çocuklarla beraber eve ulaşınca işte buna değer diye çığlık attım resmen.


Tamamen yöresel lezzetlerden oluşan menüsüyle, ev sahiplerinin ilgisiyle, odaların temizliği ve şıklığıyla, doğasının mükemmelliğiyle müthiş bir deneyim yaşadık. Sabah böyle bir manzaraya uyanmanın tarifi yok. Oksijen bolluğundan ve manzaranın keyfini çıkarmak istediğinden herkes 6'da ayaktaydı:)  

Gün 3: Fırtına Deresi, Rafting, Zipline, Artvin'e yolculuk, Karagöl, Borçka, Pide ve daha neler neler...

Her günümüz birbirinden aksiyonlu... 3.gün atraksiyonlarına Fırtına Deresi'nde Zipline ile başladık, Rafting ile devam ettik. Ben gördüğümde asla yapamam diyordum ama Zipline yaptım bi gazla:) Müthiş güzel, mutlaka denenmeli. Sonra bizimkiler rafting yaptılar, biz çocuklular da şampiyonalar izlenen sportif gençliğin takıldığı rafting cafeyi çocuk parkına çevirdiğimizle kalmadık, bir de tv'de Niloya izleyip, muzlarımızı yedik:)) 


3.bebişimizden bahsetmedim hiç. Dilek'imizin tatlı oğluşu Rüzgar, biz ona aramızda Rüzkar diyoruz. 1,5 yaşında tam bir zıpır, cingöz, çok akıllı. Bakışlarıyla, o elleri, kollarıyla her şeyi anlatıyor. Ayrı arabalarda kaldığımız için çok vakit geçiremedik kendisiyle ama bizimkilerden ve temiz havadan fazla uyuduğu için kuzum, annesi nispeten daha az yorulmuştur diye tahmin ediyorum. Yine ne olursa olsun çocukla zor dostum zooor! 

Artvin yolunda ilk defa Mira'yla Emir aynı anda uyudu da azıcık gazete okuyalım derken pide yemek için durduk. Çocuklar arabada uyuyor, bırakamayız napalım, sağolsun Dilek'in eşi Şahin gelip onlarla beraber uyumayı önererek, bizi yemeğe gönderdi:)

Akşam Trabzon'a dönüşte hepimiz bitiktik. Ama keyfimizden bir şey eksilmemişti. Buraya kadar gelip, Akçaabat Köftesi yemeden olmazdı. Bi daha mı geleceğiz buralara deyip, diyette olan olmayan, spor yapan yapmayan herkes abandı yemeğe. Akçaabat Migros'un yanında epey büyük bir mekanda yedik yemeğimizi, çok güzel bir restorandı, adını unuttum, çocuklar için çok güzel oyun parkı ve oyun ablası da var. Günlerdir iştahsız çocuklarımız orada öyle güzel yediler ki oynarken Trabzon'da otursam herhalde 3 günde 1 giderdim o restorana.

Gün 4: Trabzon Merkez, Ayasofya Camii, Uzungöl, Sürmene, Alışveriş ve Dönüş...


Çok keyifli ve eğlenceli bir ekibimiz var, aslında hepimiz Sinpaş'tan komşuyduk, biz taşınmadan önceki dönemde tanıştık ama hiç kopmadık. Aynı grupla Budapeşte'ye de gittik, bu 2.tatilimizdi. 
Grupta çocuksuzlar da çocuklulara destek oldu tatil boyunca, özellikle bizim arabayı kullanan arkadaşımız Alper (fotoğrafta soldan birinci) çocukların en iyi arkadaşı oldu tatil boyunca. Alper'in eşi (en öndeki) Tubacım ise yine bir o kadar ilgili ve sevgi doluydu çocuklarımıza karşı, aşağıda da görüldüğü üzere.


Ayasofya Camii'nin manzarası mükemmel, yarısı kiliseden kalma müze gibi yarısı cami olarak kullanılıyor halen. 


Müzeden sonra Trabzon'da biraz alışveriş yaptık ve Uzungöl'e doğru yola çıktık. O sabah hava çok güzeldi ama Uzungöl'e vardığımızda yine yağışa yakalandık. Dönüş yolunda Sürmene'ye uğrayıp meşhur Sürmene pidesi yedik. Yol üzerinde yanında çocuk parkı da olan büyük bir restorandı orası da. Tavsiye edilir, ortamı da pidesi de müthişti.



Günün sonunda "çok yorulduk" ama aklımızda güzel anılarla, kalbimizde yeşeren Karadeniz aşkıyla döndük İstanbul'a!


Çok yedik; Karadeniz'in denenmedik hiçbir lezzetini bırakmadık sanırım, fasülye turşusundan, mıhlamasına, mısır ekmeğinden, dağ meyveleri reçellerine kadar...

Çok gezdik; Trabzon'a gitmesi gelmesi hariç 1.000 km.den fazla yol yapmışızdır herhalde ama bunca yolculuk için başta çocuklarımızı sonra da kendimizi tebrik etmek lazım. Ne olursa olsun yordular ama üzmediler annelerini...

Son tahlilde Karadeniz çocuklarla gidilecek bir destinasyon evet, ama daha risksiz bir zamanda, Temmuz, Ağustos gibi, çünkü yazın bile oralar burası kadar sıcak değil.

Özel arabalı özel tur mantıklı ama otobüslü önceden planlanmış tur programları pek uygun olmayabilir.

Bir de buralar için 4 gün asla yetmez!  Karadeniz yine geleceğiz, bekle bizi!

Sevgiler,

4 yorum:

  1. Valla tebrik ederim canım. Çocukla o kadar yol kolay değil. Biz de daha yeni Kuşadasına gidip geldiğimizden yazını okurken gözümde canlandırıp yoruldum inan :) Üzmüyorlar Allah için ama onları oyalamaktan keyif alınamıyor ve bir zaman sonra pili bitiyor insanın :) Bir de düzenleri bozulduğundan dolayı yemiyorlar. En sinir olduğum ve keyfimi kaçıran da bu oluyor genelde :( Sanırım böyle seyahatler için biraz daha büyürlerse çok keyifli olacak hepimiz için. Çok güzel anlatmışsın yine herzamanki gibi. Eline sağlık. Resimler de, siz de süpersiniz :) Çok sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle, Karadeniz üstüne bi de Bodrum'u fethettik, yeni yazımı bugün yazacağım inşallah. Bu sefer 2 kat yordu, inan ki bu son tatil dedirtti bir ara, neyse sağ olsunlar, sağlıklı olsunlar da yanımızda olsunlar...
      Çok teşekkürler canım benim, öpüyorum çok.

      Sil
  2. tebrik ederim çok iyi cesaret sergilemişsiniz hem siz hem de arkadaşlarınız :) biz düz ayak otele gitsek mi gitmesek mi 50000 kez düşünüyoruz siz manastıra falan gitmişsiniz vallahi bravo :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahha:) Valla öyle oldu, yorulduk ama değdi diyoruz napalım.:))

      Sil

Sen de fikrini, tecrübeni paylaşırsan Naz anne çok mutlu olur;)