21 Aralık 2015 Pazartesi

Zero Sergisi'ne Çocuklarla Gidin!


Sabancı Müzesi'ndeki "ZERO. Geleceğe Geri Sayım" sergisine gittik dün. Sanata farklı bir bakış açısı daha kazanma adına ben çok etkilendim ve Mira Şimal de bence epey eğlendi.



Özellikle Otto Piene'nin Işık Balesi entselasyonunu izlerken, Heinz Mack'in ışık heykellerine bakıp, "uzaylılar mı getirmiş bunları anne" derken, rengarenk dev balonların, ışık yağmurlarının içinden geçerken azıcık korkuyla da olsa hissettiği heyecan harikuladeydi.

17 Aralık 2015 Perşembe

Birlikte Tepişmek Kaliteli Zaman Değil midir?

Merhaba herkese ve merhaba anneciğim,

Gerçekten gelip bir gün bunları okuyacağın fikrine artık kendimi alıştırsam iyi olur. O zaman gelince kimi postları okuyup, bana kızacaksın, bunu da göze almalıyım. Bu blogun en öncelikli amacı; senin okuman, evet! Mutluluklarımızı okurken bazen şikayetleniyorum ama hayatın ta kendisi de bu değil mi zaten?




25 Kasım 2015 Çarşamba

3 Yaş Hatıratı



Annesinin bal kızı,

Dün gibi hafızamda annemin seni kucağıma verdiği ilk sahne. Yusyuvarlak pembe yüzünün tenime değdiği, kokunu çekip hafızama kazıdığım o muhteşem buluşmamız... Eminim annemin de beni onun kucağına bıraktıkları sahne, aklının 'asla silinmeyen anlar' deposunda giderek yaşlanmaktadır. Elbette 30 yıllık anıdansa benim 3 yıllık anım daha parlak ama annem de sık sık tozunu alıyor buna da eminim. Sana özlemini her dile getirişinde bir şekilde ben de yer alıyorum, anneanneliğiyle birlikte her seferinde anneliği de konuşuyor. Bana diyemediği şeyleri bile 'torunum sana söylüyorum, kızım sen de duy' şeklinde bana da söylediği, yazdığı oluyor.

Anne olmak böyle bir şey işte kuzum, hiç bitmeyen bir hikayenin anlatıcısı olmak annelik... Hikayenin kahramanı evlatlar da ne kadar büyürlerse büyüsünler,  'asla silinmeyen anlar'la sarmalandıklarından hep 'çocuk'lar.

Mesela sen; 3 yaşına bastın 3 gün önce ama daha çocuk bile değilsin benim gözümde, her yaptığınla şaşırırtıyorsun bizi, bir bebekten fazla her hareketinle... Mesela ben 30 yaşındayım, anneyim falan ama annem daha 3 gün önce sıkı giyin diye tembihliyor telefondan.

Ah be güzel kızım doğum gününü kutlayacağım, oturdum annelik anlatıyorum, kız evlat olmasan inan bu kadar anlatmam (emin değilim!) ama düşündükçe bundan 30 yıl sonrayı içim bir garip oluyor. Hani geçmese zaman, sen hep böyle kalsan da hep şimdiki gibi koynumuzda uyusan...


Güzel bebeğim,

Nice sağlıklı yaşlara annecim. En önemli şey sağlık bitanem. Doğum gününde bir ateşlendin, hiçbir şeye keyfimiz, hevesimiz kalmadı. Neyse ki doğum gününü bir gün önce okulda arkadaşlarınla ve öğretmenlerinle kutlamıştık. Senin istediğin gibi Sofia Prenses kostümüyle ve prenseslere yakışır bir kutlamayla...




O kadar şanslısın ki annecim, harika bir okulun, çok tatlı arkadaşların ve seni seven, inanılmaz ilgili öğretmenlerin var. En az bizler kadar sizi düşünüyor, mutlu ve özgüvenli çocuklar olmanız için uğraşıyorlar. Sosyal olmanız, keşfetmeyi öğrenmeniz ve bundan keyif almanız için çabalıyorlar. Partin için çok güzel hazırlık yapmışlar, cooking odanızı süslemişler, onlara da buradan çok teşekkür ediyorum.



Hayatta en güzel erdemlerden biri "farkında olmak" bebeğim, farkındalık...
Sağlıklı olduğunun ve senin kadar şanslı olmayanların farkında olmak ve buna göre davranabilmek...
Ailende sevildiğinin, mutlu olduğunun ve herkesin senin kadar mutlu olamadığının farkında olmak ve buna göre davranabilmek...
Sahip olduklarının farkında ol yavrum, şükretmeyi bil. Elbette fazlasını da isteyebilirsin, iste, çekinme ama bunu isterken başkalarının haklarını asla ezip geçme.

Senin için en büyük dileğim; mutlu ve güçlü olman yavrum. Mutluluk hem çok kolay hem çok zordur. Mutluluğu aklının gücüyle kullanıp, iç huzurunla koruyabilirsin. Mutluluk izafidir ve güçle kolkola gezer. Çünkü yaşamın her zaman mutlu olmak için elverişli olmayabilir, şartların, imkanların, hissettiklerin, içinde bulunduğun durumlar değişebilir ama eğer güçlüysen, her türlü zorlukla mücadele edebilirsen ve kendine güvenin tamsa mutluluğunu yeniden yakalaman zor olmaz.

Güzel kızım,

Annen, baban çok çalışıyor yavrum, belki zaman zaman ihmal de ediyoruz seni ama birlikte olduğumuz her anı güzel değerlendirmeye çalışıyoruz. Okulda öğretmenlerin, evde babaannen ve dedenin senin üzerinde emekleri gerçekten azımsanamaz, sağ olsunlar, var olsunlar. Bu kadar özgüveni yüksek bir çocuk olmanda etkileri çok büyük.



Uzaklarda anneannen, teyzen, halan, kuzenlerin, amcalarımız, dayılarımız tüm ailemiz, arkadaşlarımız herkes seni çok seviyor. Herkes tek tek aradı doğum gününde, güzel dileklerini ilettiler.
Ben de senin adına teşekkür ettim hepsine, buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz tüm sevenlerimize.

İyi ki doğdun, iyi ki varsın tatlım, iyi ki bizi anne baban olarak seçtin.
Seni çok seviyorum,

"Seni dünyalar kadar seviyorum" dediğimde "ben de seni aylar kadar diye" cevap verişini de çok seviyorum. :)

Mutlu yıllar kızım!
Annen,


19 Ekim 2015 Pazartesi

Gems: Dikkat Dinazor Çıkabilir!


Evin her köşesinden dinazorlar fırlıyorken okulu düşünemiyorum. Evet, okulda bu ayın GEMS konusu "Dinazorlar"dı. Her çocuk gibi Mira'nın da ilgisini bi hayli çekti, hatta benim bile... Çok sevdiğim Gems'ten ve bu yöntemle okulumuzda neler yaptıklarından bahsetmek istiyorum biraz.
Ama önce tipe bakın ya!
Bu ara böyle fotoğraf çektiğimizi yakaladığı anda dil çıkarıyor, şımarık.

2 Ekim 2015 Cuma

İlk Veli Toplantısı

Tarihe not, kim bilir daha kaç veli toplantısı göreceğiz ama dün akşamki bizim için çok özeldi. Çünkü ebeveyn olarak ilk veli toplantımızdı. Nasıl heyecan, nasıl heyecan anlatamam. Biz ayrı, öğretmenler ayrı...

New School ailesi olarak onlar da bizi ilk defa ağırladılar, güzel bir kokteyl ardından sunum yaptılar. Tek tek tüm öğretmenleri tanıttılar; Sınıf Öğretmenleri, Yardımcı Öğretmenler, İngilizce, Sanat ve İspanyolca öğretmenlerimizi ve en önemlisi kuzularımıza yemek yapan aşçı ablamızı, servisçi amcamızdan, temizlik görevlimize kadar... (En önemlisi diyorum, toplantıda bu muhabbet de geçti hatta güldük ama doğru; çocuğunun bütün gün ne yaptığını sormuyorsun da önce temel ihtiyaçlar ya hani; okula yöneltilen ilk soru "yedi mi?" oluyor bir çok annede diyorlar. Hani biz burada Gems uyguluyormuşuz, öz bakım becerileri için Montessori yöntemini izliyormuşuz, Reggio bıdı bıdı filan değil, "yedi mi?", "uyudu mu?" bütün derdimiz bu:))


Neyse cidden okulumuzdaki tüm personel, her biri özenle seçilmiş, güzel insanlar, tertemiz, pırıl pırıl. Hepsi işini okul sahibi Gül Hanım'ın da söylediği gibi gerçekten 'aşk' ile yapıyorlar, çok belli; gözlerindeki ışıktan, heyecanlarından, işlerine, çocuklarımıza ve bizlere duydukları saygılarından. Hatta bir tane yardımcı öğretmen kendini anlattıktan sonra heyecanla "... çocuklarınız bize emanet, gözünüz asla arkada kalmasın, ne diyeyim sizi çok seviyoruz" diye bitirdi konuşmasını. Burnumun sızladığını hissettim, şuanda da hissettiğim gibi.


 Samimiyet insana yakışan en naif duygulardan biri... Hele bir de merhametle sarmalanmışsa... Allah her zaman böyle güzel insanlar çıkarsın evlatlarımızın karşısına...


 Veli toplantısına gelince, aslında bu biraz tanışma ve okulumuz New School'un uyguladıkları yöntemleri, izledikleri ve ilham aldıkları eğitim sistemlerini, raporlama ve değerlendirmeleri nasıl yaptıklarını, çocukların oyun yoluyla deneyimledikleri kavramları, psikolojik ve motor gelişimlerini nasıl desteklediklerini anlattıkları bir toplantı oldu. Gayet doyurucu bir içerik hazırlamışlar ki, birkaç soru alabiliriz dilerseniz dediklerinde bir kişi hariç ses bile çıkmadı.



 Bu arada önceki gün itibariyle Mira hem tam güne geçti, hem de servise başladı. Neyse ki ilk gün sormuş sadece erken çıkan arkadaşlarının ardından "ben niye gitmiyorum?" diye ama kalanlarla zaman geçirmek daha iyi olsa gerek ki dün durumu kabullenmiş. Servis konusunda da önden epey yolunu yaptık, okul servisi şarkıları, videoları falan izlettik, çok heyecanlıydı. Zaten otobüs-minibüs tarzı şeyleri çok seviyor. Bayıla bayıla bindi, sorun çıkarmadı çok şükür.

 Diyeceğim o ki, evlerinden fazla zaman geçirdikleri bir yerde maksimum özen ve ilgi bekliyoruz, bu güne kadar gösterdiğimiz hassas özverinin, çabanın sürdürülebilir olmasını bekliyoruz, o minniminnacık, tertemiz yavrularımıza farkında olmadan ya da olarak empoze ediyor olduğumuz iyi erdemlerin açığa çıkmasına ve kötü davranışların azalmasına destek olmalarını bekliyoruz. Çok şey bekliyoruz belki ama bu aydınlık insanların beklentilerimizi fazlasıyla karşılayacaklarına yürekten inanıyorum.

Ve umuyorum zamanla okul-aile birliğinden öte, hep birlikte bir aile olmayı başarabiliriz.

21 Eylül 2015 Pazartesi

Patron Kim?

Mira 34 aylık oldu bugün.



Ve her geçen gün biraz daha hayatımızın patronu olma yolunda ilerliyor.
Nasıl da şımartıyoruz diye düşünürken, uzun zamandır okumadığım babycenter'ın 34.ay gelişim mailingi geldi. Ve konu bilin bakalım ne; "beating bossiness" Yani biraz vurdulu kırdılı sözler, cadılıklar, patronluk taslamacalar...


Neyse ki bu dönemde birçok çocuk aynı yollardan geçiyormuş deyip biraz rahatladım.

Yeni nesil iletişim şeklimiz;

"Anne sen getir." 
"Konuşma dedim sana"
"Ben size ne söyledim?"
"Babaannem giydirmesin, sen giydir."
"Baba gel, şunu aç."
"Otur buraya, bu masalı oku"
"Babanneme gitcem dedim sana"

gibi gibi... Tam cadı yani :)

Aslında etraflarında olan bitenden habersiz, dünyayı kendilerinin etrafında dönüyor olduğunu sanan bu cimcimelerin söylediklerinin alt metninde şu gibi cümleler yatıyor tabii.

"Siz de kim oluyorsunuz?"
"Ben ne dersem o olur!"
"Sadece beni dinleyecek, benimle konuşacaksınız."
"Yapmak istemiyorsam hiçbir kuvvet yaptıramaz."
"Canım ne isterse onu yerim, onu giyerim, onu yaparım."

Geçen gün mesela aynen şöyle bir diyalog geçti aramızda;

-Annecim okuldaki arkadaşlarını seviyor musun?
-Hayır!
-Neden kızım?
-Çünkü hep benimle konuşmuyorlar.


Bu örnek bile epey özetliyor durumu aslında :)
Peki, ne yapmak gerek, öncelikle dünyanın merkezinde olduğu fikrinden uzaklaştırmak gerek. Sonra da istek cümlelerinin başına "lütfen" sonuna "-mısın? -misiniz?" gibi takıları koyması gerektiğini hatırlatmak gerek. Ayrıca "daha güzel sesle söyleyebilirsin" demek de iyi bir alternatif olabilir.

Vurma, atma, saç çekme vb. hafif şiddet içeren davranışlara hiç girmiyorum. Bu konuda hiç müsemaha göstermiyoruz. Hepimizin (ebeveyn ve diğer yakınlarımızda dahil) ortak bir dili ve uyarısı var; "kimseye hiçbir nedenle vurulmaz" şeklinde... Çünkü yakınlarımıza da bazen yaptığı olmuyor değil şakacıktan da olsa, bu konuda herkesi kati uyarıyoruz. Özellikle gülmemeleri ve karşılık vermemeleri konusunda.


Peki, sizin evde patron kim?

17 Eylül 2015 Perşembe

Mira Şimal Okulda!


Geçen hafta oryantasyon sürecini başarıyla tamamladık ama bu hafta biraz nazlıyız. 'İlk hafta çok hevesli olanlar ikinci hafta nazlanabiliyorlar' dediklerinde garipsemiştim ama doğruymuş.

Oryantasyon sürecini biraz anlatayım. Velidaşım Legabebe Gamze (velidaş ne demekse)'nin kızını okulda görüp fotoğrafını gönderdiğimde "ooo oryantasyon anası olmuşsun" demişti, çok gülmüştüm. Sahiden bir süre sonra kayınvalidemle beraber, New School'un taşınmaz envanter listesine girebileceğimizi falan düşündüm. Allah'tan yarım gün başladık:) İlk sabahtan itibaren çok heyecanlı gitti Mira Şimal.

Okulun ilk günü ben de o kadar heyecanlıydım ki fotoğraf bile çekemedim. Aşağıdaki bu resmi öğretmeni göndermişti whatsapp'tan :)


3 Eylül 2015 Perşembe

Şehirdeki Etkinliklere Dönüş

Bodrum'da son yaz tatilimiz de bitti. Bunun için güzel bir post hazırlayacağım ama öncesinde uçak dergisinde rastladığım ve Eylül ayı için kendi planımda olan güzel çocuk etkinlikleri paylaşmak istedim.

Organik Yaşam Festivali

Bu hafta sonu 5-6 Eylül Maçka Parkı'nda Organik Yaşam Festivali var.

Çocuklarla birlikte gidip alışveriş yapabilir, çocuklar ve yetişkinler için workshoplara katılabilir, hem de bu çılgınlık haline gelen organik tüketim ile ilgili enterasan bilgiler edinebilirsiniz. Şahsen benim kafamda deli sorular var bu konuyla ilgili.


Severek ve gönül rahatlığıyla kullandığım HIPP markasının ana sponsor olduğu etkinlikte çocuklar için güzel etkinlikler de düşünülmüş. Boyama, oyun hamurundan organik meyveler atölyesi, sevgili arkadaşım Esra Ertuğrul'un HIPP'li tarifleri, eşleştirmeler, yarışmalar ve ödüller... Keyifli 2 gün olacağa benziyor.

Detaylı bilgi

Düştepe Oyun Müzesi, Ataşehir

Ataşehir'de oturmamıza rağmen ve Sunay Akın'ın Oyuncak Müzesi'ne bayılmama rağmen bu Türkiye'nin ilk Oyun Müzesi Düştepe'ye henüz gidemedik. Bu haftasonu olmasa da ilk fırsatta burayı da görmek ve Mira'yı da götürmek istiyorum. Sunay Akın'ın küratörlüğünde Ataşehir Belediyesi tarafından yapılan Düştepe, Ataşehir'deki görkemli Mimar Sinan Camisi'nin önünde. Açık havada da etkinlik alanları varken ve henüz havalar da soğumamışken değerlendirmek lazım. Eğlenceli ve keyifli bir merkez olduğuna eminim.


Detaylı bilgi

Bir Varmış Bir Yokmuş Masal Şenliği

Kidsnook Masal Akademi'nin Beşiktaş Belediyesi ile hazırladığı ve merakla beklediğim bu şenlik de gelecek hafta 12-13 Eylül'de Akatlar Sanatçılar Parkı'nda gerçekleşecek.

Masalların büyülü dünyasında kaybolmak için çocuk olmaya gerek yok diyenler ve çocuklarıyla naif vakit geçirmek isteyenler için mistik ve farklı bir etkinlik!


Detaylı bilgi

Çikolata Atölyesi

Yine bu hafta sonu 5 Eylül'de İyi Cüceler'de 3 yaş üzeri için Çikolata Atölyesi var. İyi Cüceler Atölyelerine bayılıyorum. Hem çok sevimli bir yer hem de zevkli işler yapıyorlar. Bu atölyelere ben de katıldım muhteşem lezzetli oluyor ama Mira Şimal çikolatanın dibine vurup, abartır eminim. O yüzden biraz daha kontrol edilebilir olduğu zaman götüreceğim. :)

Detaylı bilgi


Bu arada Mira Şimal yarın okula başlıyor! Uzun bir yolculuk bizi bekliyor.


Yeni okulumuzdaki maceraları paylaşmak için de sabırsızlanıyorum. :)
Bize şans dileyin!

Sevgiler,




6 Ağustos 2015 Perşembe

Kreş Seçimimiz



Böyle duygusal bir içerikle girdim konuya ama gerçekten de ebeveynler için yuva, kreş, anaokulu seçimi ve çocuğunu ilk kez toplu / sosyal bir ortama bırakıyor olmak duygusal ve zor bir karar.

Mira Şimal gibi babaanne / anneannede büyüyen ve artık hem sosyal hem de öğrenme ve faydalı zaman geçirmesi için çocuğunu kreşe veren ebeveynler, yani bizler epey şanslıyız. Bunun bir de sevgi dolu, iyi bir bakıcı bulamama, çalıştığı için çok küçük aylardan itibaren bebeğini yuvaya bırakmak zorunda olan aileler tarafı var. Onlar için hepten zordur sanıyorum ama ben de kayıt olmaya gittiğimiz gün ciddi ciddi gözyaşlarımı tutamadım.

Halbuki çok zamandır kreşlere, okullara, atölyeler vesilesiyle aşinayız ama iş ciddiye binince beni aldı bir duygusallık... Büyüdüğünü hissetmem mi, toplu olarak yapılan aktivitede belki de ilk defa herkese uymaya çalışma çabası mı, onun da artık bu sürece hazır olduğunu görmem mi yoksa verilen komutlara, kurallara "temem" diye boyun eğişini görmem mi beni böyle hassaslaştıran. Belki de hepsi.

Aileleri ve düzeni de son derece etkileyen okul öncesi kreş yaşamı, çocuğun hayatındaki en önemli adımlardan biri ve işte bu yüzden kreş seçimi çok titiz davranılması gereken bir süreç.



Kreş seçiminde nelere dikkat ettim, onları paylaşmak istiyorum.

Ona saygı duyulsun, birey olarak fikirleri, yapmak istedikleri önemsensin, belli kurallar çerçevesinde olsa da özgürlükleri kısıtlanmasın istedim.

Bu nedenle en çok içime sinen öğrenme modellerinden (eğitim demiyorum dikkat ederseniz) Montessori yaklaşımını benimsemiş bir kurum aradım.

Gezdiğim ve araştırdığım okullar arasında tek başına Montessori okulları da vardı ama bu benim için yeterli olmadı. Montessori sınıfında gezerken Mira'nın dikkatini ahşap ve doğal materyal olmayan tek şey çekmişti; barbieli bir suluk.

Tek başına Montessori yaklaşımının, eğlenerek ve deneyerek öğrenen -bir şekilde istemesek de özellikle büyük şehir hayatında popüler kültürün içinde büyüyen- çocuklar için biraz ağır gelebileceğini hissettim. Sonra Mira'ya düşündüğüm iki okul arasında hangisini beğendiğini sorduğumda "bebekli olanı" cevabını aldım ve Montessori sınıfından vazgeçtim. Eşim de "bu yaştaki çocuk için bence fazla ciddi" dediğinde emin oldum. Renkli, eğlenceli ve maalesef plastik dünyalar daha çok ilgisini çekiyor çocukların.

Bu camlarında bebekli stickerları olan okul, "Biz her öğrenme modelinden uygulamalar yapıyoruz; Montessori modelinin özbakım becerileri ve matematiğini, Gems* modelinin fen ve bilimini, Reggio Emilia**'nın organizasyon ve keşif uygulamalarını yorumluyoruz." dediklerinde heyecanlandım. Çünkü beklentimin bu olduğuna o an karar verdim.

Mira Şimal 33. ayının içinde, Kasım'da dolu dolu 3 yaşında olacak. Bu dönemdeki çocuklar duygularımızı çok iyi anlıyorlar ve tıpkı bir ayna gibiler... Ne gösteriyorsanız, ne öğretiyorsanız, ne konuşuyorsanız onu veriyorlar size. Öğrenmeye açlar ve hayal güçleri sınırsız. Bu yüzden onun aktif öğrenmesini ve hayal gücünü destekleyecek bir okul istedim.



Ve sonunda karar verdik, hep birlikte okulumuza: New School Ataşehir

İsmi gibi yeni olmasına rağmen tecrübesi eski bir okul. Bu dönem 2. seneleri olacak ama kurucusu Gül Hanım 21 yıllık eğitmen ve Denizli'de halen bir okulu daha bulunuyor. Eğitmen eğitimleri de veren Gül Hanım'ın profesyonel çizgisi, güleryüzü, kibarlığı ilk görüşmemizde bizi etkisi altına almıştı bile. İkinci görüşmemizde işini çok seven herkes gibi heyecanıyla bizim heyecanımıza ortak oldu ve kaydımızı yaptırdık. İki sefer de gittiğimizde aynı öğretmen ilgilenmişti Mira Şimal'le. Hatta ilk gittiğimizde biz görüşmeyi yaparken birlikte hazırladıkları resim çalışmasını Mira için saklamış, ikinci sefer bana verdi duvarına asmamız için. Candan öğretmenin aynı zamanda Mira'nın da sınıf öğretmeni olacağı için çok sevindik. O da ismi gibi candan ve aynı zamanda bir anne. Bu yüzden çok içime sindi. Çünkü öğretmen, okulun sistemini yürütecek olmasının yanı sıra çocuklarla birebir ilgilenecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak olan kişi. Yani en önemli yapı taşı. Tatlı dilli, güleryüzlü, şefkatli ve sevgi dolu olması çok önemliydi bizim için. Gerçekten de öyle biri Candan öğretmenimiz.

Mira hemen alıştı bile ortama, " öğretmenim, öğretmenim" diye sorular sormaya başladı. Zaten kapıdan girdiğimiz ilk andan beri atmosferi Mira'yı çok etkiledi New School'un. Her şey ilgi çekici, renkli, yeni ve keşfedilmeye hazırdı. Oradaki personele ve öğretmenlere karşı çok ılımlı ve keyifliydi. Öğretmeni de farketti ve burayı sevmesi çok önemli diyerek, enerjisinin çok yüksek olduğunu söyledi.



Tabii okulun eğitime yaklaşımı benim için ilk ve öncelikli kriter olsa da diğer hususlar da en az bu kadar önemli ve belki de her biri için en az bu kadar yazı yazılır. Kısaca geçmeye çalışacağım çünkü hepsi aslında bildiğimiz ancak dikkat etmemiz gereken noktalar.

Hijyen ve Sağlık

Okulun genel alanlarının, sınıfların temizliğinin yanı sıra lavabolara, mutfağa, personelin giyim kuşamına da bakılması gerektiğini düşünüyorum. Kendi pasaklı olan bir kadının çocuğumla ilgilenmesini istemem şahsen. Hijyen kurallarının da çocukların görebileceği şekilde duvarlarda olması gerektiğini düşünüyorum, New School'da tüm lavabo kenarlarında ve restoranlarda uyulması gereken kurallar asılı. Sağlık konusunda ilk yardım bilen personel çok elzem. Okulumuz özel bir hastane ile anlaşıp, çalışan herkese ilk yardım eğitimi aldırmış. Mutfakta kullanılan malzemelerin, okul içindeki ürünlerin, oyuncakların, boyaların ve diğer materyallerin standartlara uygunluğu, yiyeceklerin tazeliği, beslenme menülerinin sağlıklı hazırlanması çok çok önemli.



Güvenlik 

Çocukların güvenliği de en önemli konulardan biri, okul gezerken gözünüzü dört açın derim. Materyallerin güvenliği, merdiven, korkuluk, boşluk gibi alanlar, pencereler, kapılar.... New School'da pek çok şey düşünülmüş, atlanan ufak birkaç şey de velilerin uyarıları ve önerileriyle tamamlanmış.


Açık Hava 

Kış da olsa sürekli kapalı ortamda kalmasını istemiyordum Mira'nın, okulumuzun nefis bir bahçesi ve oyun parkı var. Hatta Mira Şimal'in sınıfı (3 yaş sınıfı) direkt parka açılıyor desem:) İnşallah dersten kaçmaz:))

Branşlar

New School'da Sanat, Bale, İngilizce derslerimiz var. En çok Bale'ye seviniyor Mira Şimal. Kayıt günü bale atölyesi vardı ona katıldı, ilk bale dersiydi ve çok keyif aldı.


Bunların dışında evimize yakınlığı ve istediğimizde servisini de kullanabilecek olmamız güzel. (Servislerinde hostes ablaları ve çocuk koltukları da bir avantaj sayılabilir.)

New School yılın 11 ayı açık ve hemen hemen her hafta sonu çeşitli atölyeler yapılıyor.
Ayrıca aile destek programları kapsamında gün içinde (mesai saatleri uygun olmayan aileler için) 17:00'de eğitim bitmesine rağmen 19:00'a kadar çocuklarla birlikte okulda serbest zaman uygulamaları var.

Pek fotoğraf çekemedim ama okulun fiziki şartları gerçekten çok güzel, tertemiz, yepyeni, triplex bir villa şeklinde aslında. Neyse daha çok çekeriz. Ay sonunda son bir tatilimizi de yapıp, Eylül'de başlıyoruz kısmetse.

Deneyimledikçe okulumuz hakkında yine bilgi vereceğim.
Şimdi sizi Mira'nın ilk bale videosuyla başbaşa bırakıyor, merak edenler için Gems ve Reggio Emilia yaklaşımlarını aşağıda açıklıyorum.

video



*Gems: Öğrencilere fen ve matematiği erken yaşlarda eğlenceli etkinlikleriyle sevdirmeyi, aktif öğrenme yoluyla bilimin tüm süreçlerini yaşama imkanı vermeyi amaçlayan kaliteli ve esnek bir ders programıdır. Dev boyutlu sabun köpükleri oluşturulması, güneş ısısı deneylerinin yapılması, parmak izi tespiti gibi bütün GEMS etkinliklerinin amacı öğrencilerin hayal gücünü harekete geçirmektir. Kaynak

** Reggio Emilia: Bu yaklaşım 9 temel ilkeye dayanır; kısaca özetleyeyim; çocuk liderdir, işbirlikçidir, iletişimcidir, çevre 3. öğretmendir, öğretmen bir ortak ve bir rehberdir, öğretmen araştırmacıdır, belgelendirme bir iletişim aracıdır, aile ortaktır ve tüm bu organizasyon temel kabul edilir. Kaynak

Görsellerdeki şiir alıntıları:

1- Tuğrul Atasoy, Yeni Yetenlere
2- Turgut Uyar, Denge

31 Temmuz 2015 Cuma

Teyzoş Kanka!


Benim teyzem yok, dolayısıyla kardeşimin de yok:) Çocukken hep hayalini kurardık keşke teyzemiz olsa diye ahlanırdık.
Ha, manevi teyzelerimiz yok değil, herşeyi konuşup paylaşabildiğimiz Emoş'umuz var mesela candan öte, otur anneni çekiştir mesela o derece:)

Neyse, ben Mira'yı doğurdum, kardeşim Nihan benden önce teyze oldu ya, çok kıskandım. Ulan anne olmuşsun neyini kıskanıyorsun dimi? :)  Hatta babamın 2. evliliğinden olan kız kardeşim Zeynep (9) bile benden önce teyze oldu... Büyük olmanın kaderi...

Nihan'la Mira'nın ilişkisi o kadar tatlı ki... Bir araya geldiklerinde onları izlemeye bayılıyorum. Kim bilir büyüyünce nasıl olacaklar, genç kız & teyze inanılmaz güzel bir ikili kesinlikle.



Mira bile şimdiden o güzel enerjinin ve sevginin farkında olmalı ki, bir tek bana yaptığı delirip, diş sıkarak sevme, saçlarını yolup gezdirme hareketlerini ona da yapıyor :)) Bu manyakça sevgi hareketleri de aslında tıpkı teyzesine benziyor. Nihan da böyleydi küçükken. Sevgisini dokunarak göstermenin ötesinde can acıtırdı:) Ruhiyetleri bir yana, Mira fiziksel olarak da Nihan'a çok benziyor zaten.

Şimdi de ben teyze oluyorum a dostlar! Nihan'ım, bal kızım hamile. Zamanında bana küçük anne derdi, şimdi büyüdü de anne oluyor yavrum.


Nasıl heyecanlıyım, nasıl içim içime zor sığıyor anlatamam. Öyle güzel, öyle tatlı bir anne olacak ki... İçi hep sevgi doludur Nihanımın, naiftir, kırılgan görünür ama çok güçlüdür. Biz onunla neler atlattık neler, anlatsak roman olur diyeceğimiz cinsten, ki roman yazmaya bile kalktık bir ara. Nihan özgüveni yüksek, işinde, evliliğinde başarılı, dengeli bir kızdır. Umuyorum anneliği de öyle sahiplenecek ve harika bir çocuk yetiştirecek.

 Kuvvetle muhtemel Nihanım bir oğul annesi olacak ve ben de, bana teyzoş kanka diyecek bir fırlama bekliyorum aslında.
İstiyorum ki, Mira'yla kardeş gibi olsunlar, yaramaz da olsa hiç kızmam ona ben, annesinden çok bana şımarsın, beni kankası gibi görsün, annesinden çekinse bana gelsin. Mira'dan 3 yaş küçük olmasına rağmen yeri geldiğinde ona ağabeylik yapsın. Çok genç bir teyze olmayacağım ama söz veriyorum oğlum, senin kafana ermeye, senin kafa dengin olmaya çalışacağım.

Bir sürü duygusal şeyler yazıp sildim günlerdir ama inan anneni ağlatmak istemediğim için. Yoksa duygular şelale...

Sağlıkla gel aramıza Aren'im, ( Değiştirmezlerse ismini) anneyarın seni çok sevecek!

Hah, unutmadan halalar kızmasın, bozulmasın ama bu yazıyı paylaşmazsam ölürüm:)

Teyze ile Hala Arasındaki 25 Fark

(Bizim halamız da on numaradır bu arada, valla yalakalık olsun diye söylemiyorum, 2 oğuldan sonra Mira onun kızı gibi, o da teyze gibi/ anne yarısı gibi Mira'ya. Beni de kardeşi gibi sever sağ olsun. Ben de görümcem demem ona başkasına anlatırken, ablam derim, aa ablan mı var diye sorarlar hatta bilmeyenler. Bu da böyle bir parantez olsun. )


28 Temmuz 2015 Salı

32.Ayında Mira Şimal


Tatiller, bayramlar derken gezmekten başka pek bir şey yazamıyorum bu ara. Bayramda da az gezmedik Mira Şimal'le ordan da fotoğraf ekleyeceğim ama gelişimiyle ilgili de bir kaç not alıp, karalamak istiyorum burada.


Duygusal ve Motor Gelişimi: 

Mira bu ay bize epey büyüdüğünü hissettirdi. Aslında hissettirmenin ötesinde buna inanmamız için epey çaba sarfediyor. Günlük rutinde yapılan herşeyi kendi yapmak istiyor, yapamayınca biraz sinirlense ve başlarda yardımı asla kabul etmeyip kızsa da şimdi şimdi çok zorlanınca azıcık yardım da ettiriyor. Ama yardımsız yaptığında "ben başardım, ben yaptım, hem de sen yardım etmedin" diyor.



  • Ayakkabılarını uzun süredir kendi giyiyordu ama bu ay arkadan bantlı sandaletlerini bile giyebiliyor.
  • Pijama, pantolon, çamaşır hatta tayt gibi alt grubu hiç yardımsız giyiniyor.
  • Üstlerde biraz zorlanıyoruz ama çıkartmakta sıkıntı yok, sıcaklayınca hooop soyunuveriyor:)
  • 2 litrelik cam sürahinin yarısından fazlası doluyken kaldırıp cam bardağa su koyuyor, hatta neredeyse dökmüyor bile:) Başlarda epey döküp saçıyordu ama cesaretlendikçe "olsun, birajcık döküldü" deyip devam ediyor.
  • Tuvalete kendi gidiyor, basamakla klozete adaptörü koyup oturabiliyor. Bayramda görümcemde basamaksız nasıl çıktığını anlayamadık ama bir şekilde tırmanıp oturmuş tuvalete, bizden de bitmeden asla yardım istemiyor.:)
  • Oyuncaklarını iki kucağına toplayıp, düşürmeden odasına götürebiliyor.
  • Kalem tutmakta hiç sıkıntı yaşamadık ama bu ay hepten güzel kullanmaya başladı. Çizgileri, yuvarlakları çok muazzam. 
  • Yemeklerini kendi yiyor çok rahat bir şekilde, çorbasını vs.
  • Dişlerini fırçalayıp, ellerini, yüzünü yıkıyor.
  • Sofrayı kurmaya yardım ediyor, çatal kaşıkları ve tabakları yerleştiriyor bir güzel, peçete , tuzluk, ekmeği sofraya götürüyor. Oh kız olsun çamurdan olsun.
Mira artık bizi daha iyi anlıyor ve hisleri merak ediyor. "Neden üzgünsün anne?" diyor mesela ya da sokakta gördüğü biri için "O abla niye ağlıyor? "diye sorabiliyor. Bu sorular uzayıp gidiyor, evet meraklı melahatlik başladı:)) Trafikte söylenen taksici için "Taksici amca neden kızdı?", "Babam sana ne dedi?", "Dedem nereye gitmiş?"...

Artık kendi sevdikleri, doğruları ve zevkleri var!

Boyalardan moru ve siyahı, giysilerden mikili olanları, terliklerinden ışıklı olanı, çantalarından parlak olanı, çizgi filmlerden Marsu'yu, renklerden yeşili, yemeklerden pilavı, meyvelerden üzümü, hediyelerden sürpriz yumurtayı çok seviyor. 

Hayır!

Dondurma bu ara favorimiz, zaten bu yaz tanıştı ciddi anlamda. Bayramda çikolata ve şeker yemesine göz yumduk ama biraz fazla kaçtı. Abarttığı ve olmayacak şeyler istediği zaman elbette "hayır"ımız var. Ama pek çok zaman ısrarla boğuşuyoruz bu ara.

Israrcılığı ağlamaya, "hayır"ın yüksek tonuyla karşılaşınca da ağlama krizlerine dönüşebiliyor. Elbette kararlı olmak çok önemli, başta hayır deyip sonra istediğini yapınca bunu feci şekilde kullanmaya başladığını gözlemliyoruz. 
Böyle ağlama krizleri ve öfke nöbetlerinde en güzel taktiğin görmezden gelme olduğunu pek çok yerde okusak da son tahlilde deneyimleyerek öğrendik. 


Uyku

Gündüz uykusu halen uyuyor, günde 1 kere ortalama 2 saat.
Sabah 8 gibi kalkıp gece 23 gibi uyuyor. Hiçbir zaman erken yatmadı, bundan sonra da okula başlayana kadar yatacağını sanmıyorum. Gündüz uykusu uyumasa bile 22:30'dan önce uyuduğu görülmedi.:=)

Uyurken hala elinde birşey tutmak istiyor; oyuncak, kitap, el, saç... O an ne isterse...  Bu kendini güvende hissetmek ve uykuya teslim olmakta yaşadığı zorluktan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. 



Oyunlar ve Dans

Taklit yeteneği epey gelişti. Bebeklerini beslemesi, bezlemesi, sevmesi benim gibi:) Bebeğin kıyafetini çıkarıp "yıkayım şunu" diyor mesela. Babaannesiyle evcilik tarzında çok oyun oynuyorlar, o yüzden hayal gücü çok güzel gelişiyor. Bu sabah yere bir örtü serip "burası piknikmiş" diyor. Birlikte oynamayı çok seviyor; burası senin evin olsun, burası da park deyip, senin rolünü de belirleyip, oyunu kuruveriyor.

Kinetik kum favorimiz. Neredeyse her gün 1-2 posta çıkarılıp oynanıyor.


Yaz geldi teras keyfi başladı, terasa şişme havuz aldık, Mira bütün gün içinde, cup cup. Bazen kirlenince suyu tahliye edip, değiştirmek zor oluyor diye bebeklik küvetini çıkartıyoruz. Onunla da en az havuz kadar keyifli vakit geçiriyor.

Puzzleları çok seviyor, bitirene kadar uğraşıyor, 24 parçalı ahşap puzzleları hızlıca yapıyor artık zaten.

Eşleştirme konusunda çok başarılı, ipadden oynadığı eşleştirme oyunlarında kesinlikle benden iyi.

Dans etmeyi, müziği çok seviyor. Kliplerdeki dansları taklit ediyor. Son 2 aydır falan da babasıyla Playstation'da Just Dance oyununda harikalar yaratıyorlar.

video


Şimdilik yaz  da olsa yine de apartman çocukları bunlar, bizim eski oyunlarımızı bilmiyorlar. Ben de yeni bir kitap aldım, biraz önce geldi ajansa; Ne Oynayalım?  kitabın ismi, Ormanda Oyun Serisi'nin ilk kitabı, Aytül Akal'ın, Redhouse Kidz'ten. Çok seviyoruz KidzR'nin kitaplarını zaten. Bu kitapta da ormandaki hayvanlar seksek, körebe, tıp gibi oyunları bize hatırlatıp, hayvanların yetenekleri üzerinden çocuklara öğretmemizi sağlıyor. Bu akşamki oyunumuz belli, tıp:)



Fiziksel Gelişim ve Beslenme olayına hiç girmek istemiyorum. İştahı eskisinden iyi çok şükür ama saldım artık, ne yiyorsa onu hazırlıyor veriyoruz. Elbette bizim yediklerimizden de tattırıyoruz ama eskisi gibi ısrar olayı yok, denemesi ve ön yargısını kırması için arada zorladığımız oluyor ama kokusundan anlıyor çocuk bazı şeyleri ve istemiyor. Eee sonra kendi çocukluğum geliyor aklıma, tamam pes diyorum. Gelişimi iyi, boyu epey uzadı. Kilosu dersek son 6 ayda 1 kilo falan aldı herhalde. Çok takmamaya çalışıyorum artık, ben de öyle büyüdüm en nihayetinde.

Eh hadi gelelim güzel fotolara, tatilde Miroşki neler yaptı?

Çanakkale'de gün batımı deneyimi...



Köylerde (Etili, Çan-Mallı köy, Kaz Dağları- Yanıklar köyü) doğayla ve organik yaşamla içiçe zaman geçirdi...


Dalından domates, salatalık yedi, soğan ayıkladı:)


Kaz Dağları'nda güneşi batırdı, özgürce top oynadı bahçelere daldı. 



Kediler, köpekler neyse de anın tadından fotoğraf çekemediğimiz kuzularla, keçilerin üstüne bindi, bıldırcınların kümesine daldı, keyiften coştu.





Bu yolculuklarda arabada nasıl oyalanıyor derseniz en çok çıkartma kitaplarıyla ve müzikle diyebilirim. Çıkartma kitapları her yerde kurtarıcımız:)

Mickeyli, barbili, caillou'luları birlikte gezerken aldım çok ama asıl önereceğim İş Bankası Yayınları'nın çıkartmalı kitaplar serisi. Ben önce Köyde Yaşam almıştım, 150 çıkartmasıyla köydeki her alan için minik hikayesiyle birlikte çıkartmaları yerleştiriyor ve hikayeyi tamamlıyorsun.
Çok zevkli.

Sonra Mira o kitabın arkasındaki serinin diğer kitaplarını görüp, uçaklıyı istedi.  Onu da (Çıkartmalı Tatil Kitabım) Bodrum'dayken almıştım, Çanakkale tatilinde hep yanımızdaydı. Tam 500 çıkartmalı ve çizimler, konseptler süper.


Müzik favorimiz de bu ara Nicki Minaj- David Guetta "Hey Mama" ve Playstation'da Just Dance oyununda hep dans ettiğimiz The Fox Arabada giderken de onları çaldırıyor hep. Bazen 10 kere aynı şarkıyı dinlediğimiz olmuyor değil yani:))



7 Temmuz 2015 Salı

Özçekim değil Özçekidüzen Lazım Bize!


Millet tatilde uçmalı, kaçmalı, ayaklı, bacaklı, zıplamalı, eğlenmeli özçekim fotoları ekleyedursun, ben işte bu fotoyu paylaştım instagram'da, şu notla beraber;

"Nee tatil fotosu mu? Selfi mi? Yok be canım nerde bizde o enerji, çocukların uyku arası 1 saat mola o kadar #cocuklatatil#thelemontreebitez "


Sonra düşündüm, düşündük, izledik, gözledik. Hayatı kendimize zorlaştıran biziz be güzelim, bakıyoruz turist bebelerine bi tırmıkla bütün gün oynuyorlar, bizimkiler ultra büyük bez çantayı tıkabasa dolduran plastik kum oyuncaklarını paylaşamıyorlar. Neden acaba?



23 Haziran 2015 Salı

Çocukla Karadeniz Turu


Günler öncesinden Mira Şimal'i hazırlamıştım bu tatil için. Heidi'nin dağlarına gideceğiz kızım, evine gideceğiz, yemyeşil ormanlarda yürüyüp, yaylalarda yuvarlanacağız. Uçurtma uçurup, Karadeniz'in sularında yüzeceğiz belki de diye...

3 çocuk ve 12 yetişkin olarak çıktık yola.

Gün 1: Trabzon'a iniş, Maçka'da nehir kenarında kahvaltı... Sümela, Limni, Zehir Hüseyin ve Zigana Dağları...

Aslında fena başlamadı, Trabzon'dan Maçka'ya şarkılı türkülü yolculuk yaptık kiraladığımız araçlarla. Kahvaltı mekanı dağların içinde nehrin kenarında harikaydı... Çocukların iletişimi iyiydi.

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Bez Bırakma Hikayesi


Aslında birkaç kez niyetlendim bezi bıraktırmaya. Ama tuvalet iletişimi için epey geç kalmıştım, tuvalet eğitimi için ise erken... Ne fark var diyenlere şu yazımı okumalarını tavsiye ederim.  Neyse efendim, tuvalet iletişimi artık 2.çocuğa:) Bu yavruyu da böyle kurtardık bezden, nasıl mı anlatayım!



Kitaplardan, okuduğum deneyim yazılarından çok şey öğrendim, evet ama neredeyse sadece bu süreçte nasıl davranmam gerektiğini öğrenmişim. Çünkü Mira Şimal gibi şahsına münhasır çocuklar teorikte yazanlara pek uymuyor. Aslında her çocuk nevi şahsına münhasır tabii ve her çocuğun koyduğunuz kurallara, uyguladığınız yöntemlere, taleplere tepkileri farklı ama ne yapacağına ve ne zaman yapacağına kendi karar veren yeni nesil çocuklar biraz farklı. 


Mira sanırım 18 aylıktan beri çişini söylüyor ama canı istediğinde. Biz de üzerine pek düşmedik, soğuktu, ev değiştirmeydi derken düzenini pek bozmak istemedik açıkçası. Kendi istesin dedik. Cici klozet adaptörleri aldık, Potette Plus aldık, en son klasik lazımlık da aldık fakat hepsine bir bahane buluyor, yok acıtıyor, yok acıyor falan istemiyordu.

Potette Plus- hem adaptör hem portable lazımlık


Habire tuvalet şarkıları uyduruyor, Civil'in meşhur karakteri Kukuli'nin "çişin gelince tut tut tut" şarkısını söylüyoruz aylardır. 



Tuvalet Öz Bakım Kartları'yla oynuyor, tuvalet araç gereçlerini, tuvalet rutinini falan öğretiyorum. Bunlar da çok yararlı oldu tabii. Şuan tüm süreci neredeyse kendi üstleniyor mesela. Altını çıkarma, basamakla tuvalete çıkış, yıkama hariç silme, kurulma işini bile kendi yapıyor:)




"Kızımın Tuvalet Kitabı" isimli kitaptaki renkli oturaklara bakıyor, külot giyen kızlara özendiriyorum. Sonra bana Minnie'li külot alsana dedi, aldım, Prensesli dedi aldım ama bezin üzerine giyiyor, "çişini söyleyip tuvalete yaparsan bunlardan giyebilirsin" dediğimde pek sallamıyordu.



Neyse 1 ay önce falan tuvaleti geldiğinde söylemesi epey sıklaşmıştı. Galiba istiyor dedik. Külotları hep giymek istiyordu. Sonra bunu çıkar çıkar demeye başladı.

Babaannesiyle karar verdik artık komple açık bırakalım, ne olacaksa olsun dedik. Gündüz hep babaannesiyle olduğu için onun rolü ve azmi burada çok önemliydi. Sağolsun canım benim, ilk günler 15 dk'da bir soruyormuş, kızım oturağa oturmak ister misin? diye. Ama hiç zorlamadan. Mira söylemesini sıklaştırdıkça biz de sorma süremizi uzattık. Epey kazalar da yaşamadık değil tabii. Kaçtığı, söylemeyi unuttuğu da oldu elbette. Ama bunlar da zamanla azaldı.


Geceleri ve öğlen uykularında ilk günler bağladık ama sadece 3-5 gün, o da ılık bir geçiş olsun diye:) Sonra birkaç kişiyle daha konuştum, her ikisini aynı anda bırakmak lazım yoksa gece olayı çok zor dediler. Bi gece bıraktık, bağlamadık ve sadece o akşam kalkıp baktım, çok şükür. Tabii uykularım hep çişli kabuslar:)

Mira zaten geceleri artık pek uyanmıyor. Sabaha karşı uyanıp yanımızda yatıyor hemen her gece. Başlarda uyku sersemi o saatte götürdüm tuvalete ama nadir yaptı. Sonra direk uykuya devam :))

İnanılmaz rahatladık yalnız. Bez masrafından kurtulmamıza mı sevinelim, çocuğumuzun öz güveninin daha bir yerine gelmesine mi, özgürleştiğine mi, pişik-tahriş vs. olayından kurtulduğumuza mı, giydiklerinin daha bi yakıştığına mı, dışarı çıkarken bez, pişik kremi, ıslak mendil taşımak zorunda kalmadığımıza mı? Valla hepsi! 


Haa, dışarı çıkmak demişken, dışarı çıkarken ilk günler pek güvenemediğim için bez bağladım ama arada baktığımda ve eve bezi kupkuru döndüğümüzde anladım ki yapmak istemiyor bezine, eve geldiğimiz gibi tuvalete yapıyor çocuk. Onu da böylece bıraktık. 



Tam bu alışma sürecinde ben 15 gün Mira'ylaydım ve yalnızdık. Gözüm hep üzerindeydi ve kazalara pek sebebiyet vermeden çözdük olayları. 

Tatilde tüm gün dışarıda olduğumuz için ve dışarıdaki tuvaletlere yapabilir mi bilemediğim için adaptörle gezdiğim doğrudur:) Ama bolca ıslak mendil ve yedek çamaşır taşıyarak yavaş yavaş bunu da aşacağız. :)