8 Temmuz 2014 Salı

20.Ayında Mira Şimal ve Terrible Two


Haftalar, aylar birbirini kovalarken beni de işler öyle bir kovalıyor ki yazmaya mecalim kalmıyor. Bir yandan ne çok konu biriktiriyorum yazacak bir bilseniz, 18.19.ayları anlatamamışken bu ayın 21'inde Mira 20.ayını dolduruyor.


20.ayında Mira Şimal neler yapıyor? 
Yaramazlık!
Ay çok şımarık oldu bu çocuk, yemin ediyorum Terrible Two mudur nedir, girmez benim çocuğum öyle triplere diyordum, 2 yaş sendromu değil, bildiğin ergen sendromu mübarek. Aman yarabbim bir kaprisler, bir küsmeler... Küsmeyi nereden öğrendin çocuğum diyorum, ellerini bağlayıp, dudaklarını büküyor, bir de utanmadan "küşüm" diyor ya. Ay ölücem, güleyim mi ağlayayım mı? Çok fena.
 
Evde bir şeye kızıyor, istediği bir şeyi vermedik diyelim, koşa koşa odasına gidip, cüssesinin 2 katı oyuncak ayısına atıyor kendini, onun bacağına sarılıp ağlıyor. Onda teselli buluyor sanki. Hiç kıyamıyorum öyle görünce de... Ya da babasıyla sarılıyoruz, gel diyoruz ona da, gelmiyor, gidiyor koridorda, yere çömelip, ellerini bağlayıp ağlıyor, çağırıyoruz, yok. Bir de kafayı uzatıp geliyor muyuz diye bakmaları yok mu, ay çok komik.

O kıskançlık krizleri cidden fena ama, evlere şenlik! Bodrum'da annemdeyiz, annem işten geldi, kadıncağız bir sarılmak istedi torununa, özlemiş, yok. Geldi bana sarıldı Mira, onu kıskandırıyor akıllım, annem de "git o benim kızım, benim annem" dedi, bakalım ne yapacak diye. Ayyy demez olaydı, küstü gitti, attı kendini yerlere, nasıl ağlıyor, ortalık yıkıldı. Komşular çocuğun bacağını kestik sanacak, sarılayım diyorum, özür diliyoruz falan, yok, annem çok üzüldü, kadın da ağlayacaktı neredeyse...



Çok haylaz, çok inat, çok söz dinlemez oldu; her şey o anda, onun istediği gibi olacak. Yoksa yedik naneyi... Bir şey istiyor, ne istediğini kendisi de bilmiyor. Oyda, buyda, bu, bu diyor, gösterdiği şeyi teklif ediyorum, yok. 

Sabah karga boku yemeden uyanıyor. Mamaa, mama diyor, hadi gidiyoruz mutfağa;
bunu yemek ister misin?
- ı-ı
- şunu ister misin
- e-e
- annecim mama işte, ne istiyorsun?
- buyda
 işaret ettiği şeyi veriyorum, 
- ı-ı, mama -ööööö diye ağlıyor. 

Ayakkabı giyiyoruz
giy-giy diyor, ayağını vermiyor, kendini yere atıyor
- annecim gel dışarı çıkıcağız, giymeden çıkamayız
 kaçıyor, sonra yine geliyor, sonra yine kaçıyor, ay Allah sabır versin. 


Yemek yiyoruz.
-Haydi annecim al bakalım, mmmh çok güzel
-Koy, koy, bu da deyip önüne koymamızı istiyor
-Tamam, oh ne güzel kendin ye annecim
- I-ı deyip, tabağı ittiriyor
Sonra bizim kaşığımızı istiyor
-Al kızım, tamam bununla ye
Kaşığı alıp tabaktaki mamayı karıştırıyor, fırlatıyor, suyunu içine döküyor, sonra da 
- e-e deyip geri veriyor.

İşte bunlar hep terrible two... Benmerkezcilik, sinir, inat.

Kayınvalidem ve dedemiz çok sabırlılar Allah'tan, sakin sakin anlatıyorlar, hemen ilgiyi başka yere kaydırıyorlar, biz eşimle bu konuda onlardan daha kötüyüz. Düşünecek, yapacak dünya kadar işimiz varken, bazen Miroş'un yeme-içme, giyinme, alt değiştirme, banyo yapma, uyuma ve her konuda baş gösteren inadıyla uğraşmak gerçekten hiç de kolay olmuyor. Resmen sabrımız deneniyor. 

Bir de acayip bir enerji patlaması yaşıyoruz, dur durak bilmiyor çocuk, koşuyor, iniyor, çıkıyor, dışarı çıkmadığımız bir Allah'ın günü yok. Başka türlü olmuyor. 

Her çocuğun bu geçiş döneminin gerginliği ve süresi birbirinden farklı oluyormuş, aslında bunun sendrom gibi algılanması da yanlış, bebeklikten çocukluğa geçiş dönemi denebilir. Yukarıda şakayla karışık dediğim doğru, ön ergenlik de diyorlar. Genellikle 1,5 yaş ile 3 yaş arasında yaşanan bu dönemde çocuklar anı yaşar, her şeyi kendileri yapmak ister ve başkalarının duygu/ düşüncelerini önemsemezlermiş. Kendi isteklerinin etrafında dönmesi gerektiğine inandıkları dünyalarında, empatiden yoksun, bencil ve tek açılı bir bakış açısı sergilerlermiş. Mira Şimal son 1 aydır böyle ama iki haftadır hepten bir haller oldu.


Biz bu dönemdeki krizlerle nasıl başa çıkmaya çalışıyoruz?!

- Yaptığı saçma sapan şeylerin önce uygun olmadığını anlatıyoruz. Israr ederse görmezden geliyoruz. Ya da başka bir şeye dikkatini çekiyoruz. (Ağlamıyor mu, yine ağlıyor, ama dikkatini çekerse kısa sürede unutuyor)

- Fikir birliği yapıyoruz. Babasından bir şey istedi ve babası hayır dediyse, bana veya başka birine gittiğinde 'baban doğru söylüyor, o olmaz" diyoruz. Bir defa daha red yemenin etkisiyle sinirlense de kafasını karıştırmamak için böyle yapmak gerek diye düşünüyorum.

- Ağlama krizi anlarında yanında olmaya çalışıyoruz, sarılmak, öpmek, kucaklamak çoğu zaman işe yarasa da bazen ters tepebiliyor. Kucaktan kaçmaya, kendini atmaya, hatta tokat atmaya yeltenebiliyor. Böyle zamanlarda uzaklaşıp, ortam değiştiriyoruz. Ya kalkıp geliyor, ya sakinleşip bekliyor.

Yahu çocuğumun neler yaptığını anlatacaktım, hangi kelimeleri öğrendi, hangi şarkıları seviyor, kaça kadar sayıyor, neler yiyor, nerelerde geziyor, ne oyunlar oynuyor falan ama bu hepten terrible two yazısı oldu, haydi bundan sonraki yazıya inşallah:)

Gelecek konumuz: "Mira Şimal'in Enleri" olsun. 
Sırada; Montessori hakkındaki düşüncelerim, birkaç hediyeli postum ve daha çok çok sürpriz şeyler var...


10 yorum:

  1. Vallahi korkuttunuz beni 😯 daha 4 aylık benim ki ama abooowww demeden kendimi alamadım 😄

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıyamam, korkmayın canım, çocuğun her dönemi ayrı zor belki ama ayrı güzel. Böyle uyuzluklar yapıp sonra annem diye bir öpüyor, bir sarılıyor, oh yavruuum deyip unutuveriyor insan.:)

      Sil
  2. Bir tane de bizde var bu modelden. İpek temmuz 16 da tam 2 oluyor. Anlattıklarınızı aylardır yaşıyoruz. Hem de birebir aynı. Çok yoruluyorum. Ama dönem böyle işte. Yorgun argın dışarıdan geliyoruz, içeri girmek istememeler, zaten her şeyin tersi isteniyor hep. Zor arkadaşım zor ama bu da geçecek büyüyecekler diyorum hep. Sabır ve enerji çoook lazım :) Bu arada benim blogumda da çekilişim var, beklerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa, gerçekten yalnız olmadığını bilmek rahatlatıyor insanı. Kesinlikle enerjim yetmediği ve tahammülüm zorlaştığı için üzülüyorum zaten ama olsun napalım, dediğin gibi öyle böyle büyüyecekler... Biraz baktım bloguna, katılırız çekilişine de, teşekkürler canım:)

      Sil
  3. Desenize, bizim terrible two da "ben geliyorum" diyor...
    Oooof, off. Sabır, sabır, sabır..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her çocuk geçiyor bu dönemden malesef ama aslında kötü bir şey değil, bu büyüdüklerine işaret, artık daha özgür, daha öz güvenli, daha kendini ifade edebilen bireyler olmak istediklerine, bu da güzel bir şey sonuçta:)

      Sil
  4. ayyy nazlii biz 15. aydan beri yasiyoruz cokkk zorr deliricem valla
    birde ustune kardes kiskancligi eklendi vahhh halimize. evde huni takiyorum artik ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah canım, kıyamam sana, doğru 2 çocukla hepten zor geçiyordur bu dönem.
      Bora'ya zarar verme noktasına gidiyor mu, yoksa abla tribine girdi mi?
      En azından ilk çocuklarımızın kız olmasının avantajı var, erkekler kardeşe karşı daha hırçın oluyor sanki...

      Sil
  5. Canım yazını yayınladığın an yolda okudum. Her okuduğumu 2 kere okudum :) Bizim şuanda iyi günlerimiz sanırım :) Ayol yerim onun terrible two sunu :) Bu günlerin geçici olduğunu bilmek çekilebilir kılar sanırım. Büyüyor cadılar işte. Sabretmek çok önemli Nazlıhancığım. Siz zaten çok mantıklı davranıyormuşsunuz. Bence 24 aydan sonra normale dönecek az kaldı. Öpüyorum ikinizi de. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay valla hep iyi günleriniz olsun canım, bu delirmeler de çok güzel de insanı acayip yoruyor inan ki, pestilim çıktı.
      İnşallah yavrum, çok öperim ben de sizi.

      Sil

Sen de fikrini, tecrübeni paylaşırsan Naz anne çok mutlu olur;)