31 Ekim 2013 Perşembe

Doğum Günü Hazırlığı

Kasım kapıda, Miroş 21 Kasım'da ilk yaşını dolduruyor. Bizi çoktan doğum günü telaşı sardı bile.Zaman nasıl geçiyor bilmiyorum ama Ekim'in sonuna gelmemiz itibariyle 1 yaş etkinliği için planlamalara başladım. Önce nasılsa anlamayacak diye düşündüğümden büyük bir organizasyona girişme niyetinde değildim ama neredeyse bütün ailemiz şehir dışında olduğundan ve sırf Mira Şimal'in doğum günü için İstanbul'a geleceklerini söylediklerinden beri güzel bir kutlama yapayım diye heveslendim. Bir de instagramda, pinterestte güzel güzel parti fikirleri görünce iyice gaza geldim. Umarım altından kalkabilirim. Çünkü bu işler hiç de öyle göründüğü gibi kolay değilmiş. 


Doğum günü hazırlığı nasıl yapılır? ı kendi kendime deneyimleyerek öğreniyorum.
Yazarak ilerleyeyim dedim ve koca bir yapılacaklar listesi çıktı önüme.
Bu hazırlığa girenlere fikir olur diye paylaşıyorum. Keşke ben de böyle listeler bulsam valla çok şanslısınız.

1- Davetli listesi
2- Nerede yapacaksın? Ev, mekan?
3- Konsept ve tema belirle.
Temana karar verince konsept renkleri belirle.
4-İkramlar neler olacak, mekandan mı sen mi yapacaksın?
5-Şeker masası hazırlayacak mısın?
6- Basılı materyalleri belirle. Poster, afiş, çerçeve, ikram etiketleri, hediye etiketleri
7- Hediye ne vereceksin? Çocuklara, büyüklere?
8- Pastanı nereye yaptıracaksın?
9- Kıyafet ne giyeceksiniz? Çocuğun, sen, eşin?
10- Masa-sandalye-mekan süslemesi,
Fotoğraflar, anı çerçeveleri, dilek notları, balon, ponpon vb. süslemeler
11- Parti eğlenceleri, aktiviteler, oyunlar, sunumlara karar ver.
12- Parti süresini ayarla, ne zaman slayt ne zaman oyun, yemek vs.
13- Kimler yardım edecek, iş bölümü yap.
14- Malzeme listesi çıkar, yiyecekler, süsleme için
15- Fotoğraf çekimi yaptıracak mısın, kim yapacak, makine ayarla.

Ya da benim gibi delirip, yorulmamak için bir organizasyon firmasıyla anlaşıp ne istiyorsanız söylemek.

Bunların tümüyle ilgili tüyolarım, görüştüğüm yerler ve yaptığım hazırlıklar sonraki postlarda olacak.
Sevgiler,

25 Ekim 2013 Cuma

İlk Hastalık, İlk Mikrop!

Bayram tatilinden dönüşte Mira Şimal ilk defa hastalandı. Doğduğu zaman olduğu fizyolojik sarılığı saymazsak...Artık bayramda birilerinden mi geçti yoksa ne bulursa ağzına soktuğu için yerden mi kaptı bilmiyoruz ama bizi epey korkuttu. "Çocuktur oohooo daha kaç kere hastalanacak" diyenlere hak veriyorum elbette ama ilk defa bu kadar yüksek ateş, mızmızlık olunca haliyle tedirgin oldum. 

O gece normalden erken uyumuştu, şaşırdık. Tabii 2 saat sonra uyandı bir daha uyutabilene aşk olsun. Uyutup yatağa tam koyuyorum 10 dk içinde uyanıyordu. O gece kaç kere yattı kalktı sayamadım. Gündüzki huzursuzluğundan biraz belliydi ama bütün gece ağlaması, uykuya direnmesi, evin içinde dört dönüp uyku sersemliğimi üzerimden atamayışım beni acayip yormuştu. Sabah 6'da mıyklamasını duydum ama kalkmaya halim yoktu, eşime seslendim, çocuğu bi aldı geldi ki çocuk ateş içinde. Zavallım cayır cayır yanıyor. Dudaklar olmuş kıpkırmızı, gözler küçülmüş, sulanmış. İlk defa öyle gördüğüm için çok korktum tabii. O ağlıyor, ben ağlıyorum. 11 aydır ben çocuğumu hiç ağlatmadım, lanet olası mikroplar ağlatıyor diye ağlıyorum ama:( Hemen emzirdim falan ama çocuk ememiyor da, burnu da tıkanmış garibimin. Nefes almakta zorlanıyor. Kalktık hep beraber, Allahtan Cumartesi'ydi. Doktorumuzu aradık, tabii bayram dönüşü bütün randevuları dolu. Kendisiyle konuşamadım bile, not bıraktım arasın diye. Sonra kendimizce çözümler üretmeye başladık.
Tamamen soyduk, ılık duş aldırdık. Tıkalı burnu için okyanus serumu yapıp, aspiratörle çektim. Sonra paranox fitil verdim. Birkaç saat sonra ateşi biraz daha normalleşmişti. Tabii sürekli kulaktan ateş ölçerle ölçüyorduk. 37,5-38'leri görmüştük en fazla.



Derken akşam üstü yeniden çıktı. Kalktık hazırlanıp doktora gittik, giderken aradık, bizi bir araya sıkıştırdı. Baktı üst solunum yolllarında, boğazında iltihap var. O da ateş yapmış. Zaten biliyorsunuz ateş vücudun bir mikrop karşısında direndiğini, savaştığını gösteren bir durum. Ciğerleri falan da temiz çıktı çok şükür. Fitil iyi yapmışsınız ama fitili son etapta veriyoruz önce ateş düşürücü şurup dedi. Bizi acile gönderdi, orada yeniden ateşini ölçtüler, 39.1 olmuştu. Bebeğim halsizlikten kırılıyor ama yine de hastanedekileri güldürüyordu. Orada yatırıp, ateş düşürücü verdiler, ateşi düştükten sonra çıktık. Takip eden 2 gün ateş bir çıktı, bir indi. Ateş düşürücü kullanmaya devam ettik. İbufen ve Calpol'ü dönüşümlü kullandık 4 saatte bir. Ama iştahı kesilmişti. Emmek de yemek de istemiyordu. Doktor korkmayın düzelir dedi. 3.günden sonra iştahı biraz açıldı. Şuan tam 1 hafta oldu, epey toparlandı ama burun akıntısı devam ediyor. Halen okyanus serumu kullanıyoruz ara ara. Emerken dik konumda olmasına dikkat ediyorum. Bol sıvı ve bitki çayı vermeye gayret ediyoruz.

Allahım hiçbir çocuğu hasta etmesin, onlara geleceklerine bize gelsin.
Amin.

24 Ekim 2013 Perşembe

Mira Şimal Yürüyor!

Bayramdan önce Miroş (13 Ekim) ilk adımını attığında heyecanımı facebooktan paylaşmış ve birçok yorum almıştım. Kimi bu duruma çok sevinirken, kimi bizim adımıza üzüldü:) Valla cidden ne yalan söyleyeyim çok sevindim tabii ama biraz da endişeliyim. Malum minik kaşifimiz artık evde ve dışarıdayken aklına esen her yere yürüyerek gidip boyunu aşan işlere kalkışacak, kendine türlü türlü tehlikeler yaratacak, olmadık işler peşinde koşacak:) Oysa ki ne zamandır hayalini kuruyordum ben bu anların, tabii bu endişelerin hiçbirini düşünmeden... 



Sanırım çocuk gelişiminde ebeveynler hep aynı; gelişim evrelerini bir an önce görme telaşı ve heyecanıyla, o gelişimin hayatlarını ne denli değiştireceğini, nasıl etkileyeceğini ve ne gibi şeylerle karşılaşacaklarını çok düşünmüyorlar. Aslında bu süreç daha hamileyken başlıyor, 1.trimester'dayken 2'yi, 2'deyken 3'ü sonra hemen doğumu bekliyoruz. Bebeğin ilk gelişim aylarında hemen gülümsesin, ses çıkarsın, agu bugu yapsın, sırt üstü yuvarlansın, emeklesin derken hem içinde bulunduğumuz günlerin kıymetini bilemiyoruz hem de gelecek günlerin getireceklerini farkına varamıyoruz.

Mira Şimal 21 Ekim'de yani tam 4 gün önce 11.ayını doldurdu. 18 Ekim'de 3 adım, 21'inde 5 adım, 23'ünde 8 adım derken, dün bir baktık ki bildiğin yürüyor, ardarda tam 12 adım attı minişim. O fındık parmaklarını yere kenetleyip ayakta durmaya başladığından beri gözümüz hep ilk adımı atacağı gündeydi. Şimdiyse poposunu savura savura, o öpmeye doyamadığım, parantez çitos bacaklarını attıra attıra yürüyor. Henüz o anın şaşkınlığından bir videosunu yakalayamasak da daha günler çok inşallah.

Dip not: Çocuklarda yürüme zamanı ortalama 11-14.aylar arası olduğu söyleniyor. Ancak 8.ayında da yürümeye başlayan var 18.ayında da. Bu nedenle endişe edilmemeli. Unutmamalı ki her çocuğun gelişimi bir çok kritere göre değişkenlik gösteriyor. Uzmanlar 15.ayında hiçbir sorun olmadığı halde yürüyemeyen çocukların muayene edilmesini tavsiye etse de yürüyememe problemlerini çoğu zaman motivasyon eksikliğine de bağlayabiliyorlar.

ADIM ÇÖREĞİ

Görsel: Funda Ceyhan'ın blogundan

Adım Çöreği geleneğini yeni öğrendim. İlk fırsatta güzel bir çörek yapıp, yakınlarımızla paylaşmayı düşünüyorum. Hem ilk adım ayakkabısını da beleşe getiririm :P  Şaka bir yana da çok sevdim bu çörek işini.
Öğrendiğim kadarıyla eski Türklerden beri süregelen bu adetimiz şöyleymiş; yürümeye başlayan çocuk için bir çörek yapılır, çöreğin içine de bozuk para konulurmuş. Çörek eş, dost, akrabalarla yenirken bozuk para çıkan kişi bebeğe hediye olarak ayakkabı alırmış.
Ayrıca bu küçük kutlamada bebeğin ayak parmaklarına kurdele bağlanır, oradaki en çevik, en hızlı kişi koşa koşa gelip kurdeleyi kesermiş.
Güzel bir adım çöreği tarifiniz varsa isterim:)

*Bu arada Mira Şimal bayramın ertesi günü hastalanmıştı, şimdi epey iyileşti çok şükür, ilk hastalığımız, ilk yüksek ateş... Hiç içimden gelmiyor ama belki faydam olur diye bu süreçte öğrendiklerimi de 2 satır da olsa yazacağım, bir sonraki postta.

Sevgiler,

10 Ekim 2013 Perşembe

İlk Yıllarda Beslenme / Seminer Notlarım


Geçtiğimiz Pazar günü Ritz Carlton'da Anneysen ve SMA'ın birlikte düzenledikleri (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı/ Çocuk Gastroenteroloji ve Beslenme Uzmanı) Prof.Dr.Benal Büyükgebiz'in İlk Yıllarda Beslenme konulu seminerine katıldım. Twitter, instagram: #ilkyillardabeslenme


Seminer sonunda bazı konularda içim çok rahatlasa da, kendimi Mira Şimal'in beslenme düzeninde "baskıcı" bir anne olarak ilan ettim. Ve kendi kendime bundan sonra daha "rahat"* olma kararı aldım.

*Rahat: "Yemezse yemesin" modeli değil tabii ki, "istediği şekilde yesin" ya da "başka türlü yoldan yesin".
"Şu saatte yemesi lazım" değil de "bizle beraber yesin" ya da "istediği zaman yesin".

Notlarım biraz karışık olsa da sizlerle paylaşmak istedim.


BÜYÜME: 

Büyüme, enerji (şeker-yağ), protein, mineral ve vitamin gerektiren biyolojik bir olaydır. Bunlar ağızdan alınan yiyeceklerden temin edilir. Bu yüzden büyüme ile gelişim karıştırılmamalıdır.

Bebek anne karnında bir hücreden ortalama 3- 3.5 kg'ya kadar büyür. Bu ağırlık 1 yaşında 3 katına ulaşır. Boyu ise ortalama 74 cm olur. İlk 6 aylık dönemde bebeklerin doğum kilosunun 2 katına çıkması beklenir. İkinci 6 aylık dönemde de yine 2 katına çıkması gerekse de büyüme hızı düştüğü için genelde bu dönemde ilk 6 aylık dönem gibi kilo artışı olmaz. Bu yüzden 3 katı denir, bu da 3- 3,5 kg doğan bir bebeğin 1 yaşında 9-9,5 kilo olmasıdır.

Büyüme hızı doğumdan sonra giderek yavaşlar, ilk aylarda 900 gr, 1 kg alan bebeklerin kilo artış oranı devam eden aylarda 100, 150 gr.'a düşer. Büyüme hızı ergenlik döneminde yeniden hızlanır.

Büyüme hızı arttıkça iştah artar.  (Mesela ergenlik dönemindeki iştah, büyüme hormonuyla ilintilidir.)
Büyümenin durması ile birey çocukluktan ergenliğe geçer.

-o-

İlk 6 Ay Anne Sütü! - 4.Ay'dan Önce Ek Besine Başlanmamalı!

Bu konuda tüm uzmanlar aynı görüşte ama sütün yetersiz olduğu durumda ilk olarak mama veya inek sütü yerine formül mamalara başlanmalı.

Atopi (Alerjik reaksiyon) riskine karşı 4.aydan önce ek besine başlanmamalı.

-o-


  • Çocukların demir depoları yetişkinlere göre çok daha azdır bu yüzden anemi riski daha yüksektir. Bu yüzden demir açısından zengin besinler beslenme listenizin en başında olmalıdır.
  • İkinci 6 aylık dönemde bebek yeşil yapraklı sebzeler yiyor ve haftada 2 gün balık yiyorsa balık yağına çok gerek yok. (Balık yağı sorusunu ben sordum hocaya, balık yağını verirken zorlanıyorum diye)
  • Bebeğin kakası kötü kokuyor ve beze yapışıyorsa, yağlı olduğunu anlarız. Bu da emilim bozukluğuyla ilgili bir problemin olabileceğine işarettir.


BESLENME:


Beslenme, reflekslerle gerçekleşen sıvı gıda alımıyla başlayan istemli olarak ağız yoluyla besin alımı ve çiğneme, yutma eylemine kadar süregelen bir beceri kazanma sürecidir.

Bebeğin beslenme becerileri ve lezzet kütüphanesi gelişimi için ikinci 6.aylık dönemde giderek artan ve katılaşan besinleri alması gerekir. 

"Bence blender bir eve hiç girmemelidir!" diyor Benal Büyükgebiz.


Bebeklerin 6.ve 7.ayları püskürtme ve öğürme dönemiyken 8., 9. ve 10. ayları ısırma, çiğneme ve yutma dönemidir.

İŞTAHSIZLIK:

Ağız yoluyla beslenmede karşılaşılan/yaşanan isteksizlik, canlının ağız yoluyla yeterli/dengeli beslenememesi, sağlıklı çocukta organik, psikososyal ve davranışsal sorunlar nedeniyle yaşanan beslenme güçlüğü...Hikaye uzun-kısa süreli olabilir, normal yeme süreci vardır. Büyüme ve beslenme bozukluğu yetersizliği için risktir.

İştahsızlıkla Mücadele!

Bu başlığı ben uydurdum, en çok bu konuda not almışım da:) Bu notları da kendi dilimde yazıyorum.


  • Çocuk sebze grubundan 1-2, meyvelerden 1-2 tanesini yiyorsa sorun değil. Hepsini vermeye çalışmayın.
  • Sebze ve meyve aynı grup. Sebze yemiyor diye kendinizi yerden yere vurmayın.
  • Çocuğa seçme özgürlüğü verin. Her şeyi yemek zorunda değil! İstediklerini, sevdiklerini yedirin.
  • Özellikle çocuğuna bakmak, sağlıklı beslemek için işinden ayrılan annelerin çocuklarından beklentileri daha fazla oluyor. "Ben senin için işten ayrıldım, sen yemiyorsun" Yanlış! Çocuk ne bilsin? 
  • Çocukla yemek konusunda güç kavgasına girerseniz kaybeden siz olursunuz! O yüzden boşuna uğraşmayın.
  • Her baskı bir tepki geliştirir. Baskıcı olmayın.
  • Yemek saati, beslenme saati diye tepinmeyin. Yalnız yemeğe zorlamayın. Bırakın sizinle birlikte yesin. Ya da siz onunla birlikte yiyin.
  • Büyük çocuksa hangisinden diye sorun, seçim yapmasına izin verin. Bunu da, bundan da diye ısrar etmeyin.
  • Yoğurt yemiyor diye ağlanmayın, siz oturup bir kase yoğurt yiyor musunuz? Yoğurdu tek vereceğinize menüyle birlikte verin, içine bir şeyler katın. Seveceği hale getirin.
  • Yemediği besinleri dönüştürün, farklı sunun. Kabağı illaki haşlama yapmak zorunda değilsiniz, mücver yapın yedirin. Yumurtayı rafadan yerine omlet yapıp yedirmeyi deneyin.
  • Çocuklar sanılanın aksine ıslak besinlerini sevmez, sebze- meyve pürelerini yediremiyorsanız kuru verin.
  • Yedirirken çocuğun arkasından koşturmayın, mama sandalyesini, masayı, sofra adabını öğretin.
  • Ve son olarak en önemlisi çocuk mamaya kafasını çeviriyorsa, eliyle itiyorsa artık yedirmeyin! Zorla güzellik olmaz!
Dedim ya bu seminer bazı yanlışlarımı görmeme vesile oldu,  başta bu güzel bilgileri bizimle paylaşan değerli Prof. Dr. Benal Büyükgebiz olmak üzere, organizasyonda emeği geçen herkese çok teşekkürler. Not almaya yetişemediğim için şimdi sizi sunumdan çektiğim karelerle baş başa bırakıyorum.











Umarım siz de işinize yarar bilgiler bulursunuz. Ve dilerim çocuklarınızla  iştah/ seçicilik sorunu hiiiiç çekmezsiniz.

Sevgiler,

3 Ekim 2013 Perşembe

Emzirme Haftası ve Emzirmenin Önemi

Biliyorsunuz 1-7 Ekim arası Emzirme Haftası. Bu yüzden bir çok ilde bu kapsamda pek çok etkinlik düzenleniyor. Geçenlerde şu postumda birkaç tanesini paylaşmıştım, 2 gün önce de Bostancı Hello Baby mağazasında alışveriş yaparken bir seminer ilanı daha gördüm ve sizin için detayları aldım.

5 Ekim Cumartesi günü, saat 15:00-17:00 arasında Bostancı Hello Baby mağazasında Emzirme Danışmanı Arzu Yörükoğlu'nun katılımıyla gerçekleşecek etkinliğe tüm anne adayları ve emziren anneler davetli!
Aynı saatte İzmir Bayraklı Hello Baby'de de Banu Bayer'in katılımıyla aynı etkinlik var.



Emzirmek dünyanın en güzel şeylerinden biri fakat emziremeyen anneler de asla eksik değiller. Lütfen emzirmenin öneminin bilincindeyken bunun da farkında olalım, emzirmeyi, anne sütünü överken, bir sebeple emziremeyen anneleri de yermeyelim!

Fakat yine yine tekrarlıyorum, pek çok yazımda belirttiğim gibi;

  • hamileyken emzirmeye hazırlanmak, 
  • emzirmek istemek,
  • emzirmeye odaklanmak, 
  • çabuk pes etmemek (acıdan, korkudan, bebeğin emmemesinden, alışamamaktan dolayı, çünkü geçiyor, inanın geçiyor)
  • doğumdan sonra gelenekselci ve çok bilmiş bazı kadınların gazına gelmemek ("ay sütün yetmiyor mu", "bu çocuk aç", "mama ver" gibi ifadelerine kulak tıkamak)

çoook önemli!



Emzirme Haftanız kutlu olsun güzel anneler...

2 Ekim 2013 Çarşamba

10.Ay Doktor Kontrolü

Mira Şimal'i aylık doktor kontrolüne götürdüm. Aslında bu aylarda doktor kontrolü çok da şart değil ama bir çok konuda bilgim olması açısından ve eğer çocukta birşey varsa önceden tespit açısından bence çok yararlı. Benim klasik doktor kontrollerim şöyle oluyor. 1 ay boyunca aklıma takılanları küçük küçük not alıyorum, kontrole gidince hepsini sormaya çalışacağım diye bazı şeylerin cevabını bile anlayamıyorum, bir saflık geliyor. Hani hem doktorumuzun zamanını çok çalmayayım hem de hiç bir sorumu atlamayayım derken o an hızlı ve karmaşık bir zaman dilimi yaşanıyor. Fakat ordan çıkıp bir kaç saat sonra düşündüğümde doktorumuzun dediği her şeyi net olarak hatırlıyorum:)

Bu arada doktorumuz da blogumu okuyor artık, (dikkatli olalım,şşt) şaka bir yana blogum sayesinde ona giden birkaç okuyucumdan sonra merak edip incelemiş, çok beğenmiş sağ olsun. Ben unutmamak için yazan, unutmamak için saklayan insanlardanım. Bu blogun amacı da buydu, bazen iyi şeylere vesile olmak da eklenince benim için inanılmaz keyifli oluyor. Ve paylaşmak tabi ki, dünyanın en güzel şeyi paylaşmak... Benim bildiğimi bir başkası, bir başkasının bildiğini ben bilmiyorum. Birlikte öğrenmek, tecrübelerden faydalanmak, araştırmalarımızı paylaşıp, yorumlarla üzerinde kafa yormak gerçekten hepimize çok şey katıyor. Bu yüzden iyi ki internet var diyorum, iyi ki araştırıp, tartışıp, konuşabiliyor, sohbet edip birbirimizi anlayabiliyor, her konuda yalnız olmadığımızı biliyoruz.

10 Ay nasıl geçti?

Neyse iç döktüm yine, Mira Şimal bu ay da çok şükür sağlıklı çıktı. Beslenmesinden, uykusuna yine pek çok şey konuştuk.

Fiziksel Gelişimi:

Boyu: 74 cm.
Kilosu: 9.350 çıktı
Geçen aydan bu yana 1 cm uzamış, kilosu da 300 gr. artmış ama ideal dedi Asuman Hanım.
Boyu zaten biraz uzun aydaşlarına göre. Kilo da önden gidiyordu şimdi ortalamada.

Beslenme:

Beslenme konusunda en çok sebzeden yakındım, neler yaptıysam yediremiyorum sebze dedim. O da bir süre, 10 gün kadar unuttur, hiç sebze verme dedi. (Anne sütü devam) 10 gün sonunda açken dene dedi.
Kendi yemeklerimizden verdiğimizi ve bayıla bayıla yediğini söylediğimde, eğer salça ev yapımı ise ve tuzunu çok az koyuyorsanız sakınca yok artık büyüdü, yiyebilir dedi.

MENACTRA YOK!

Şu yazımda özel bir Menenjit aşısı olan Menactra'dan bahsetmiştim, planımız bu ay ki kontrolünde aşıyı yapmaktı fakat aşı bitmiş, hiçbir yerde yok. Birkaç ay öncesine kadar Türkiye'de bırakın bebeklere yapılmasını, adı bile bilinmeyen bu aşının faydası o kadar çok anlatılmış olacak ki, tükenmiş. Doktorumuz da önermişti, şimdi yok ama gelince yapalım dedi, önündeki kabarık listeye adımızı yazdı.

11.aydan 10 gün aldığımız bu günlerde doğum günü telaşı da sarmaya başladı inceden.
Bebeğime diş buğdayı da yapmadım ya doğum günü ile birlikte olsun istiyorum. Güzel bir doğum günü hayal ediyorum ama neler yapsam, nereden başlasam hazırlıklara bilmiyorum.:( Yardımlarınızı bekliyorum.

Bu arada yakında küçük ama sevimli bir çekiliş yapacağım, izlemede kalın;)