7 Aralık 2012 Cuma

İşte Bu Bizim Hikayemiz

Her bebek dünyaya kendi hikayesiyle gelir. Ve her anne bambaşka bir hikayenin sahibidir.

Yeni dünyalarımız, bebeklerimiz, dünyaya gelen meleklerimiz, canımızda geçirdikleri 9 aylık yolculuklarından sonra sahneye çıkarlarken annelerinin yaşamında başka hiçbir kimseninkine benzemeyen hikayeler bırakarak geliyorlar. Annenin hiç unutamayacağı bu deneyim, her zaman istediği gibi olmayabiliyor. Fakat sanırım bebeğiyle kavuştuktan sonra bütün annelerin duyguları hemen hemen birbirine benziyor. Dünyaya canından bir parça getirmiş olmanın mutluluğu, ona karşı hissettiği koşulsuz sevgi, yeni günlerin heyecanı...

İşte Mira Şimal meleğimle bizim hikayemiz: 

Gel Artık Kızım!

1-2-10-20-32-35-40 tam 40 hafta, 280 gün, 6720 saat dolmuş ama benim kızım dünyaya gelmemekte direniyordu... Her dakika bir anda sancı gelecekmiş gibi tetikteydim ama ne sancı geliyordu ne doğuma dair başka bir işaret! Evin içinde eşim, annem, kayınvalidem, kayınpederim, evin dışında akrabalarımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız da tetikteydi. Birini aramaya korkar olmuştuk çünkü hemen heyecan yapıyorlar, n'oldu doğuma mı gidiyorsunuz, doğdu mu n'oldu diye panik oluyorlardı.
Bu sırada Pupp denilen alerjinin beni gece gündüz uyutmaması, sürekli kaşınıyor olmam psikolojimi bozmuş, hiçbir şeye odaklanamaz olmuştum, ne tv, ne internet, ne sohbet... Sadece kaşınıyor, sinirleniyor, doğumumu bekliyordum.


Son doktor kontrolünde doktorumuz artık riske girdiğimi (bebeğin kaka yapabileceği, benim zehirlenebileceğim) anlatmış onun da stresi sarmıştı. Fakat 40+0'da hala açılma olsun diye yürüyüş yapmaya karar vermiş, annemle beraber alışveriş merkezinde turlamıştık. O gün beni gören herkes (satıcı kızlar, avmde dolaşan kadınlar) iletişim kurmaya çalışmış, belki 10-12 kişiye "evet her an doğurabilirim", "40.haftam bitti", "hayır top gibi durduğuna bakmayın o bir kız" gibi açıklamalar yapmış, "ay resmen kucağında gibi çok büyük", "nasıl geziyorsun sen hala, yat dinlen", "aa top koymuşsun gibi" tarzındaki sözlerine maruz kalmıştım.

Aynı günün akşamı bizi almaya gelen eşimin ağzında bir bakla gizliydi, sonra yavaş yavaş açıldı. Meğerse doktorumuzun yokluğunda gittiğimiz hastanenin sahibiyle durumumu konuşmuş, onun "bu doğum çok riskli, bence o bebeğin miadı doldu, normal doğumu beklemeyin artık" sözlerine güvenip sezaryen için ikna olmuş, açıkçası biraz da korkmuştu. Ben de Emre Bey'e çok güveniyordum, çünkü o da bir doktor, hastane sahibi ve en önemlisi yeni bir babaydı. Ama hemen ikna olmadım tabii.


Ne de olsa 9 ay boyunca hem sezaryeni hem normal doğumu gereğinden fazla araştırıp incelemiş, editörlük de yaptığım için konu hakkında yazılar da yazmış, eğitimlere katılmış, her iki yöntemin de bütün varyasonlarını incelemiş ve sonunda normal doğum yapmaya karar vermiş, hatta sezaryenin bir doğum şekli değil bir kurtarma operasyonu olduğunu savunur olmuştum. Daha zor olduğunu bile bile normal doğum deneyimini yaşayabilmek için onlarca pozitif doğum hikayesi okumuş, insanlarla konuşmuş, 'hypnobirthing'cilerden, doğal doğumculardan feyzler almıştım. Ve bunların sonucunda kendime bir Doğum Tercihleri listesi oluşturmuş, eşimin dalga geçmesine rağmen yazıp acil durumlara karşı çantamın bir köşesinde taşır olmuştum. Ne var ki evdeki hesabın çarşıya uymadığını bir kere daha tecrübe ettim. Hani en kötü ihtimal deyip, üzerinde pek kafa yormadığımız, aklımıza geldiğinde bile puf deyip söndürdüğümüz olaylar vardır ya, hani şu ÖSS'deki son tercihler gibi, işte yaşadığım şey tam olarak öyle bir şeydi.
Çok şükür ki  kötü bir komplikasyonla karşılaşmadım!


İşte o akşamdan önce benim normal doğum isteğime "aferin" şeklinde yaklaşan herkes o gece bana karşı çıkmaya başladı,  herkes birbiriyle anlaşmış gibi sezaryenin rahatlığından, kolaylığından güzel yönlerinden bahsederek beni ikna etmeye çalıştı. Doktorumuzu arayıp onun da gerçek fikrini sorduk. Meğerse adamcağız dünden razıymış da benim kararıma saygı duyduğundan bekliyormuş. "Hemen yarın gelin" dedi. Çok doğru bir karar verdiğimizi söyleyip "Yatışınızı yapın ben de öğlen 12 gibi geleceğim hemen alalım bebeği" dedi. Ben hala ikna olmuş değildim, şaşkın ve aptal gibiydim.

Melek Totemim:


Her konuşmada ağlıyor, bir ara sakinleşiyor sonra yine ağlıyordum. En son kardeşimle konuştum, bana ertesi günün tarihin güzelliğinden bahsetti, "21.11.12 abla ne güzel tarih" dedi. Telefonu kapattığımda saat 22:22'idi. İnanamadım! .O sırada annemin Bodrum'dan gelirken bana Tibet'te yaşamış şifacı bir kadından getirdiği Meleklerle Yaşamak kitabında kaldığım konu aklıma geldi. "Sayılar" Henüz 1 ve 2'nin anlamlarını okumuştum, 1: iyi düşün, konuştuklarına ve düşüncelerine dikkat et, olayları düşüncelerinle yaratırsın 2: melekler senin yanında!

Tarihimiz ise 21.11.12 olacaktı, artık olumlu düşünmeli ve bunun kaderim olduğuna ikna olmalıydım dedim kendi kendime. Sonra evdekilerle paylaştım. Çok sevindiler!


Sabaha kadar gözüme uyku girmemişti, zaten uykusuzluğa alışmıştım, bebek geldiğinde zorluk çekmeyecektim. Şimdi de heyecandan uyumamıştım, bütün gece bir yandan hazırlıklarımı tamamladım, bir yandan dua ettim. Sabah herkesi uyandırdım, güzelce duşumu alıp annemin önüne oturdum. Annem saçlarımı ayırıp tek tek maşa yaptı, kayınvalidem dualar etti, şefkat bana iyi geliyordu. Hastaneye gittik, yanıma kitapla birlikte minimminnacık melek figürünü almıştım. Bana destek olmak için hastaneye gelen canım Cicum bebek için anı defteri yapmıştı ve ne tesadüf ki o da melek şeklindeydi, hatta defterin kanatları bile vardı. Heyecanım giderek artmıştı. Odamıza yerleştik, düşündüğümden güzel bir odaydı, annem ve Cicu odayı süslerken ben de uzanıp güzel hayaller kurdum. Yarım saat içinde bütün prosedürler bitmiş, kağıtları imzalamıştım. Kadın Doğum Başhemşiresi Kebire abla'ya formları doldururken spinal sezaryen istediğimi söyledim, şaşırdı, bence genel ol, tansiyonun düşük zaten, yine kendi bileceğin iş, doktorunla karar vereceksin ama bence genel ol dedi. Hiç kimse risk istemiyordu, evren bana riskleri 0'a indirmem için resmen yalvarıyordu sanki yoksa niye hiç tanımadığım bir hemşire böyle konuşsun ki...
Annem, Cicu, kocacım, kayınvalidem ve kayınpederim herkes çok tedirgin ama pozitifti, fotoğrafçı arkadaşımız Murat da gelmiş, esprileriyle biraz ortamı yumuşatmıştı.


Hasta bakıcılar gelip beni sedyeye yatırdılar, o çok ürkütücü bulduğum ameliyat önlüğünü giydirdiler, Allah'tan arkadan değil yandan cırtcırtlı ve korkunç ameliyat yeşili değil açık mavi ve desenliydi. Ameliyathane kapısına geldiğimizde Samet'i ve fotoğrafçımızı içeri almadılar, şok olmuştum. Normal doğum yapacağıma o kadar inanıyordum ki doktorumuza doğumhaneye eş ve fotoğrafçı alıp almayacaklarını sormuş ama ameliyathaneyi sormamıştım. Eşim elinde bez bebeğim Duru ile bakakalmıştı. Hala bir umut var içeri girer sanmıştım, doktorumuz gelince en azından Samet'i içeri alır sanmıştım ama sadece bir hemşirenin elinde Duru bebek geldi, beni sedyeden incecik ameliyat masasına alırlarken hemşire Duru bebeği sallayıp "bak eşin yolladı, senin bebeğinmiş, az sonra gerçek bebeğine kavuşacaksın" dedi. İçerisi çok kalabalıktı herkes eldivenlerini, önlüklerini hazırlarken doktorumuz belirdi.
-"Nasılsın?" diye sordu bana,
-"Heyecanlıyım, biraz da korkuyorum galiba ama spinal istiyorum"
-"Oo olmaz, genel yapalım çünkü tansiyonun çok düşük. Hem ben spinalde göbeğinin üstünden bir bastırıyorum korkarsın. Bak ben de yeni ameliyat oldum biliyorsun genel ile oldum öyle güzel ki mis mis, hop diyorsun bitiveriyor" ..."Zaten ilk 5 dakika içinde bebeği alıyoruz sonra da 1 saat içinde sen uyanıyorsun" diye ekledi.
- "Gerçekten mi?Çok mu korkarım yaa" dedim pes ederek.
- "Evet evet genel yapıyoruz" dedi çarçabuk.

O an Anestezi Uzmanıyla göz göze geldim. Bileğime taktığı şeye bakarak "bunu takınca ne zaman bayılırım?" diye sordum, "hemen" diye yanıtladı. Ben de; "o zaman üçe kadar sayabilir miyim?" -"Tabii" dedi. O sırada elimde kavradığım minik melek biblosunu gördüler, sanırım hemşireydi "O ne?" dedi,  "totemim, durabilir değil mi?" diye sordum. Doktorumuz "dursun dursun" dedi gülerek. Tekrar anesteziste baktım.


"Bismilllahirrahmanirrahim- 3-2-1 dedim hooop!"
 ...Yokluk, boşluk...

Uyandığımda bandanalı güzel bir hemşire bana bakıyordu, ismini sordum, yüzünü sevdim, ilk önce doktoru ve eşimi sordum. Hala doğum yaptığımın farkında değildim sanırım. Bir hemşire seslendi, "çok güzel bebeğiniz oldu" diye, o an kafam yerine geldi "sağlıklı mı?" dedim, "evet evet çok tatlı, şimdi hazırlanıyor annesi" dedi. Anestezisti gördüm, çak yaptım, sonra her gördüğüm hastane personeline adını sorup, çak yaptım. Sevgi dolu uyanmıştım, herkesin yüzünü seviyor, gülüp espriler yapıyordum. Hatta abartıp odaya girerken "kafam güzel dünya güzel" diye şarkı falan söylemişim, sonradan hatırladım.


İlk Karşılaşma:

Çok flu ama çok güzel!
Bir çift göz, çekik çekik, bana bakıyor... Yusyuvarlak bir yüz, biraz şiş, aynı ben!
Mis gibi bir koku hiç tanımadığım ama dünyada duyduğum en güzel koku...
Her yanı tertemiz, ne kan ne beyazlık hiçbir şey yok. Hani yenidoğanlar çirkin olurdu, bu niye çok güzel? Benim diye mi? Yook, bu gerçekten çok güzel, sanırım aşık oldum. Oysa çok korkuyordum ya tuhafıma giderse hemen alışamazsam diye...
Belki yarım saat konuştum ona, eşim dinlemiş hepsini, çok güzel şeyler anlatmışım, şimdi unuttum hepsini ama hiç hazırlıksız, hiç plansız kimseye bunca güzel söz söylediğimi, methiyeler düzdüğümü hatırlamıyorum. Keşke kaydedebilseydik ama babası da anı yaşamak istemiş, aklına bile gelmemiş iyi de yapmış, nasılsa Mira Şimal'im hepsini duyup dinledi.


Mira Şimal 12.20'de doğmuştu, yine 1 ve 2'ler başroldeydi. Kilosu 3.260, boyu 49,5 cmdi ve gayet sağlıklı bir bebekti. 9 ay boyunca ultrasonda babasına benzetmiştik ama resmen bana benziyordu. Neyse ki elleri, ayakları, çenesindeki gamzesi babasının kopyasıydı. Gözlerinin şekli kapalıyken bana, açıkken aşkıma benziyordu.

Ne zamandı bilemiyorum ama çok kısa bir süre sonra annem göğsüme dayadı, çok şükür hemen hissetti annesini Mira Şimal, emmeye başladı. Bazen az bazen çok gelse de, canım yansa da, içim acısa da hiç pes etmedim emzirmekten, o gün bugündür yapışık yaşıyoruz.

Ona kavuştuktan sonra sezaryenmiş, genel anesteziymiş, neymiş, nasıl olmuş umrum olmadı! O sağlıklıydı ya, ben onu görecek, onu saracak kadar iyiydim ya gerisi hiç önemli değildi. Bunca direniş, bunca hazırlık, bunca teferruat gereksiz geldi. Nasılsa her şey olacağına varıyordu. Bizim için en hayırlısı buydu, Allah öyle yazmıştı, evren öyle istemişti...


Göz korkutmak gibi olmasın ama sezaryen değil ama sonrası tabii biraz zor oluyor, gerçi normal doğumda da toparlanmak, epizyotomi acıları hemen geçmiyormuş ama sezaryenden sonra yaklaşık 1 hafta dönmek, kalkmak, yatmak epey zorladı beni. Hastanede annem, kardeşim, eşim evde yine annem ve kayınvalidem bana her konuda yardımcı oldular. Giyinmekten emzirmeye kadar... 1 haftadan sonra biraz daha rahattım şimdi ise neredeyse koşup, spor yapabilecek durumdayım :) Her işimi kendim yapabiliyorum. (16.gün)

Evet, Mira Şimal bugün 16 günlük oldu. Doğumundan bu yana her yeni gün onunla birlikte yeni şeyler öğreniyoruz. Annem hala ve hep yanımda, böyle zamanda bir kadını en çok annesi anlıyor, yeni anne de en çok annesinin ilgi ve şefkatine muhtaç oluyor. Ben kızıma annem bana bakıyor. Hatta çoğu zaman ikimize birden o bakıyor:)  Mira Şimal'in her hareketiyle annem kız kardeşimin doğumuyla tecrübe ettiklerini,  taa 23 sene öncesini hatırlıyor. Bense annelik içgüdülerimle her davranışı için çözümler üretmeye çalışıyorum ve sanırım çoğu zaman başarılı oluyorum. Sanırım lohusa depresyonu olayı tamamen yeni duruma alışmayla ilgili. Yanınızda size destek olan bir eşiniz, şefkat gösteren bir anneniz, ilgiyle siz ve bebeğinizle uğraşan birileri varsa bu dönemi rahat, sakin ve keyifle atlatabilirsiniz. 

Çünkü onun yaşamdaki ilk günlerini izlemek, günden güne büyümesine tanıklık etmek, yaptığı hareketleri çözümlemek öyle keyifli ki...

Umarım bu duyguyu yaşamak isteyen herkese Allah doğru zamanda doğru şekilde nasip eder. Evet annelik en zor meslek, çünkü bir mesaisi yok. Vakti yok, saati yok. Dışarıdan görünen o pespembe dünya değil annelik, biraz uykusuz, biraz huzursuz, biraz kakalı, gazlı bir dünya...Evet annelik bir koşu hiç bitmeyen bir maraton, bense daha yolun en başındayım ama bu duyguya insan hemencecik alışıyor. Hemen adapte oluyor isteyince, olumlu düşününce... Şimdilik annelikten anladığım; bunun harika bir şey olduğu... 



Ve bu hikayeden çıkardığım; her şeyin oluruna vardığı, suyun akıp yolunu bulduğu... 
İnsanın hiçbir zaman bir şeyler için ısrarcı olmaması, takıntı yapmaması gerekliliği... 
Ve her hayırda bir şerrin, her şerde bir hayrın olduğu...

"İşte bu bizim hikayemiz, öyle saf öyle temiz..." 
Bizim hikayemizin başı kötü görünse de sonu mutlu bitti, ki bu son yeni bir dünyanın başlangıcı oldu bizim için.

Umarım her anne sonu mutlu hikayelerle kavuşur yavrularına...

Bu hikayede adı geçen ve geçmeyip de yanımızda olan herkese teşekkürler...

Sevgiler,